TÖS gerçeği ve geleneği/1

TÖS’ün başarıları
Yıldırım KOÇ, Aydınlık’taki yazı dizisinde, TÖS ekseninde eğitim ve bilim emekçisi sendika hareketinin tarihini, başarı ve başarısızlıklarını ve nedenlerini, örgütsel başarı ve başarısızlıkları incelemiştir. Bu makalelerinden sağladığım düşünceleri, ilkeleri ve saptamalarla notlarımı aşağıda okuyucularımla, özellikle de eğitim ve bilim emekçisi okuyucularımla paylaşmak istedim.
TÖS’ün gelişim ivmesi hep yukarı doğrudur
Sendikanın üye sayısı 1966 ile 70 arasında, dört yıl içinde 3–3,5 kat artarak 21 binden 72 bine çıkmıştır. Şube sayısı da ikiye katlayarak 500 örgüte ulaşmıştır. Ancak bu sayılarda gene de bir eksiklik olduğu bazı bilgilerden anlaşılmaktadır. 15 Ağustos 1970 tarihli örgüt gazetesinin belirttiğine göre üye sayısı 72 bindir. Öte yandan 5 Mart 1973 tarihli kayyum raporuna göre üye sayısı toplam 64.133’dür. Öte yandan Halim Akgöl’ün 1970’ler dönemi örgüt yöneticileriyle yaptığı görüşmelerden elde ettiği bilgilere göre, birçok şube yöneticisi merkeze aidat payını az gönderebilmek için üye sayısını olduğundan çok aşağıda gösterme çabasına girmektedirler. Bundan dolayı gerçek üye miktarı 90–100 bin civarındadır.
Burada Sayın Koç’un en önemli saptaması, “1965–71 döneminde Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın başarılı mücadelesinin nesnel ve öznel nedenleri ve dayanaklarının” bulunduğu saptamasıdır.
Bu nedenleri ve dayanakları da şöylece açıklamaktadır:
—Maddi ve manevi kayıplar (“yoksullaşma ve itibar kaybı”)
65–71 döneminde öğretmenler gelir kaybına uğradı; yoksullaşma sürecine girdi. 64’ten itibaren işçiler ise sendikal mücadeleyle gelirlerini önemli oranlarda artırdılar. uluslar arası gelişmelere uygun bir şekilde küçük üreciliğin gelir düzeyi yükseltici politikalar izlendi. Ayrıca yurt dışına giden işçilerin Türkiye’deki ailelerine gönderdikleri dövizlerle yaşam seviyeleri ve refah düzeyleri birdenbire arttı. “Öğretmenlerin kitlesel tepkisinin artmasında bu ekonomik etken özellikle büyük rol oynadı.”
-“Öğretmenlerin tarihsel misyonu”
Milli Kurtuluş Savaşı’nın arkasından Kuruluş Dönemi’nde, 1950’lerde karşıdevrim süreci başlayana kadar geçen süre içinde farklı inançlardan ve etnik kökenlerden insanlardan bir millet yaratma; yani ulus-devletin ve milletin yaratılmasında öğretmenler özel görevler almışlardı. Ve “önemli haklar” sağlamışlardı. “Bir dönem öğretmenlerin toplumsal itibarı da çok yüksekti. Öğretmen, mesleği gereği, kendisini ‘aydın’ kabul ediyor ve bu toplumsal rolün Türkiye'de düşünülen görevlerini yerine getirmeye çalışıyordu.” 1950 yılında girilen karşıdevrim sürecinde bu durumda köklü değişimler oldu. Öğretmen eski itibarını ve toplumsal ayrıcalıklı konumunu kaybetmeye başladı. 1965’lerde “TÖS, öğretmenin bu tarihsel misyonunu yeniden gündeme getirdi. Özellikle irtica güçlerinin Cumhuriyet'e saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde, öğretmenlere temel görevlerinden birini hatırlattı ve bu amaçla onları harekete geçirmeye çalıştı. Meslek onurunu ve itibarını hatırlattı ve korudu. 1960 sonrasında gelişen sol hareket de bu süreci güçlendirdi.”
—60 Anayasası’nın getirdiği özgürlükler ortamında toplumsal ve siyasal hareketlilik artmıştı.
İşçi sınıfı mücadelesi gelişmekteydi.
Köylü mücadelelerinde artış vardı.
Gençlik hareketleri yükseliş içindeydi.
“TÖS, diğer memur sendikalarından farklı olarak, Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu'nun maddi-manevi birikiminden büyük ölçüde yararlandı. TÖS, üyelerine bazı hizmetler sundu ve sendikal çalışmalar nedeniyle açığa alınan veya çeşitli biçimlerde zarar gören üyelerine maddi destek ve avukat yardımı sağladı.”
-“TÖS, gücünü Türkiye’den alıyordu.”
“TÖS'ün, dünyadaki gelişmelere ve Türkiye'nin çıkarlarına uygun bir programı ve söylemi vardı. TÖS, anti-emperyalist, ulusalcı ve emekten yana bir politika izledi. TÖS, din tartışmalarına katılmadı.
Kürt milliyetçileri ile ittifak kurmadı.
Yasadışı örgütlenmelerle ilişkiye girmedi.
Silahlı eylemlere destek vermedi. TÖS, demokratik bir yapıya sahipti. TÖS'ün yönetimleri ve politikaları, legal veya illegal örgüt veya yapılanmaların aldıkları kararlar ve pazarlıkları ile belirlenmiyordu. TÖS'ün programı ve çok önemli konularda hata yapmaması, TÖS'ün üye sayısının artmasında, eylemlerine geniş katılımın olmasında ve itibarının yükselmesinde büyük rol oynadı.”
Sayın Yıldırım’ın bu saptamalarından günümüz için çıkaracağımız en önemli ders bence şu olmalı:
Eğitim-Sen ise bu başarı ivmesinin tam tersi bir seyir göstermektedir. Başlangıçtaki sayıyı korumayı bir kenara bırakalım, gerilemektedirler. Çalışanlar örgütsüzlüğü seçmektedirler. Bunun nedenleri üzerinde kafa yorulacağına hiçbir şey olmamış gibi faaliyetlere devam edilmektedir. Antiemperyalizmin savunulmamasının örgütlere yetki kaybettirdiğini görmezlikten gelinmekte, neoliberal politika ve ilkelerin savunulmasına devam edilmekte, etnik milliyetçiliklerin kuyrukçuluğu yapılmaktadır.
TÖS’ün kökleri
TÖS’ün kökeni ya da kökleri TÖDMF’dir. (Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu). Ancak “farklı bir dönemde farklı politikalar” geliştirip uyguladı. TÖDMF’nin yapısı yerinden-yönetimciydi (âdemi-merkeziyetçi yani.) TÖS bu yapısal özelliğe karşın “merkeziyetçi yanı güçlü bir yapı” oluşturdu.
“TÖDMF’ye bağlı yerel öğretmen derneklerinin üyelerinin önemli bir bölümü, öğretmen lokallerinde mesleki dayanışma nedeniyle bir araya gelmiş insanlardı.” 63’de bu örgütün içinde 317 dernek bulunuyordu. Bu derneklere üye toplam 41 bin üye vardı. Ancak 20 Şubat 1963 Büyük eğitim Mitingi’ne 14 bin öğretmen katılmıştı. Sayın Koç bu katılımın “günün koşulları içinde, önemli bir başarı” saymaktadır.
Tarihimizin ilk genel grevini öğretmenler örgütledi
“TÖS, üye sayısının yüksekliğinin ötesinde, üye kitlesini harekete geçirebilen bir örgüttü ve Türkiye tarihinin ilk genel grevini başarıyla gerçekleştirdi.”
TÖS, 69 yılında üye sayısı 60 bin iken “Büyük Öğretmen Boykotu gibi radikal ve riski büyük bir eyleme… 109 bin öğretmen” katılımını sağladı.
Sayın Koç TÖS hakkındaki saptamalarını şöyle sürdürmektedir:
—1965–1971 döneminde solcu kimliği ile en geniş katılımlı eylemleri gerçekleştiren demokratik kitle örgütü, TÖS'dür.
—67’de kurulan DİSK’in en önemli eylemi, başlatıp denetiminden çıkan 15–16 Haziran 1970 eylemleridir.
—TÖS’ün ise arka arkasına başarıyla gerçekleştirdiği eylemler şunlardır:
*2 Şubat 1969 Balıkesir Öğretmenler Yürüyüşü
*15 Şubat 1969 Ankara Büyük Eğitim Yürüyüşü (21 bini öğretmen toplam 40 bin katılımlı)
*15–18 Aralık 1969 Büyük Öğretmen Boykotu (Türkiye tarihinin ilk genel grevi)
*Kasım 1970 Mersin öğretmen Yürüyüşü
*4 Ocak 1971 Eskişehir Öğretmen Yürüyüşü
Yerimizin gene sınırlarına geldik sevgili okuyucular. Konuyu sonraki yazımızda sürdürmek umuduyla sağlıcakla ve iyilikle kalın.
“SENDİKALAR; önce BAĞIMSIZLIĞI savunmalıdır”
Bana gelen bir iletiden Giresunlu eğitim emekçisi Süleyman Çelebioğlu’nun görüşleri aşağıdaki gibidir:
23 Aralık 2006 da Yeşilgiresun gazetesi’nde yayınlanmıştır
Süleyman ÇELEBİOĞLU
suleymancelebioglu@mynet.com
“Geçmişte, öğretmen örgütlerimiz de, hep bağımsızlığı savunmuşlardır.
TÖB-DER’ in tüzüğüne baktığımızda, amaç şöyle belirtilmiştir:
“Derneğin amacı, Atatürk Devrimleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile anayasamızın milli, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti kapsamı içinde, üyelerinin tüm ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarını koruyup geliştirerek birleşmelerini ve dayanışmalarını sağlamaktır.” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul ederken milli olmayı, Atatürkçülüğü unutmamış. TÖS de (Türkiye Öğretmenler Sendikası) hep bağımsızlığı öne çıkarmıştır
TÖS gerçeği ve geleneği/2
Sayın Yıldırım Koçtan öğrenmeye devam ediyoruz.
Büyük Öğretmen Boykotunun özellikleri
(15–18 Aralık 1969 günleri gerçekleştirilen Büyük Öğretmen Boykotu)
—Yasadışı bir genel grevdi.
—15–16 Haziran eylemlerinden ve DİSK’in 16–19 Eylül eylemlerinden de etkili ve başarılı olmuştur.
—“TÖS, 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Yasası uyarınca kurulan memur sendikalarının en büyüğü ve en etkilisi oldu. TÖS'ün gücü ve etkisi, memur konfederasyonlarınınkinden bile fazlaydı.”
TÖS’ün eksiği
“TÖS'ün belki en önemli eksikliği, öğretmenlerin gerçekte işçi sınıfının bir parçasını oluşturduğu bilincine varamamasıydı. Bu yıllarda solda hâkim olan anlayış, devlet memur-larını küçük burjuvazi içinde değerlendirmekti. Bu anlayışın hâkim olduğu koşullarda TÖS yö-neticilerinin, öğretmen ve genel olarak eğitim çalışanları kitlesini işçi sınıfı içinde değerlendir-melerini beklemek de haksızlık olacaktır.”
TÖS’ün hedef yapılmasının nedenleri
TÖS’ü hedefe koyanlar emperyalizm ve işbirlikçi hâkim sınıflardır:
—Emperyalizm
—Emperyalistlerin yerli müttefikleri
—Ajanlar
—12 Mart Darbecileri
“TÖS'ün yöneticileri, üyeleri ve binaları, saldırıya uğradı. TÖS yöneticileri ve üyeleri sürüldü, çeşitli biçimlerde cezalandırıldı ve meslekten çıkarıldı. TÖS, bugünkü eğitim hizmet kolu sendikalarının karşılaştıklarıyla kıyaslanamayacak sistemli bir saldırının hedefiydi.”
TÖS’e yapılan saldırılar
—“Düzce Şubesi'nin 12 Ekim 1968 tarihinde düzenlediği sanat şöleni, İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Derneği ve Milliyetçi Öğretmenler Birliği tarafından basıldı.”
—“15 Ekim 1968 tarihinde Genel Başkan Fakir Baykurt, Birecik'te sinema salonunda konuşma yaparken, saldırıya uğradı ve başından yaralandı.”
—Malatya’nın ilçelerinde, Elazığ'da ve Konya'da da saldırılar oldu.
—“TÖS’ün 7 Temmuz 1969 günü Kayseri'de toplanan İkinci Genel Kurulu'nun ikinci günü, TÖS'ün kuruluş yıldönümünde ise büyük bir saldırı gerçekleştirildi. Saldırganlar, genel kurulun toplandığı sinemayı yakmaya çalıştılar. Saatler süren saldırı ancak askerin müdahalesiyle engellenebildi.” {1}
—“12 Mart 1971 darbesinin ardından TÖS yöneticileri ve 3500 dolayında TÖS üyesi gözaltına alındı ve işkence dâhil kötü muameleye maruz bırakıldı.” —“TÖS’ün 185 yöneticisi ve üyesi hakkında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dava açıldı. 2 İddianameyi, hâkim kıdemli Yüzbaşı Baki Tuğ hazırladı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 2 no.lu askeri mahkemesi, 26.12.1972 tarihinde 59 sanık hakkında çeşitli hapis cezalarına hükmetti. Genel Başkan Fakir Baykurt, Genel Başkan Yardımcısı Dursun Akçam, Genel Sekreter O.K. Akol, Yürütme Kurulu üyesi Veli Kasımoğlu 8 yıl 10 ay 20 gün ağır hapis cezasına çarptırıldı. Duruşma hâkimi Zeki Eğin bu karara muhalif kaldı ve TÖS'e yöneltilen suçlamaların hiçbirinin gerçekle ilgisinin olmadığını belirtti. Sanıklar karara itiraz ettiler. Askeri Yargıtay 19 Temmuz 1974 günlü kararında yerel mahkeme kararını bazı sanıklar için bozdu. Bu arada 1974 affı çıktı. TÖS sanıkları aftan yararlanmayı reddettiler ve davanın sürmesini talep ettiler. Yerel mahkeme yeniden karar verdi. Konu yeniden Askeri Yargıtay'a gönderildi. Askeri Yargıtay, 13 Nisan 1976 tarihinde TÖS davasının tüm sanıkların aklanmasıyla sonuçlanmasına karar verdi.” {2}
“Toplum içinde ABD karşıtlığını olgunlaştırdı
TÖS niçin emperyalistlerin, emperyalistlerin müttefiklerinin, ajanların ve 12 Mart Darbesi'nin ana hedeflerinden biri oldu? TÖS'ün anti-emperyalist, ulusalcı ve emekten yana politikası ve çizgisi, emperyalizmin zayıf karnına darbeler indiriyordu. Sovyetler Birliği'nin dünyada anti-emperyalist bir cephe, ABD'nin de anti-komünist bir cephe kurmaya çalıştığı bir dönemde, TÖS, Türkiye'de kitlelerde anti-emperyalist ve ABD emperyalizmi karşıtı bir anlayışı ve inancı yaygınlaştırıyordu. 1962 ve 1964 yıllarında Türkiye - ABD ilişkilerinde yaşanan sorunlar nedeniyle, toplumda Amerikalılara karşı bir tepki oluşmaya başlamıştı. TÖS, bu tepkiyi daha bilinçli ve kapsamlı hale getirecek bir çalışma içindeydi. TÖS'ün anti-emperyalistliği ve ABD karşıtlığı, ulusalcılıkla birlikte sürdürülüyor, Atatürk'e ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'na gönderme yapıyor, böylece çok daha etkili oluyordu. TÖS bir taraftan Sovyetler Birliği'nin bazı azgelişmiş ülkeler için önerdiği "kapitalist olmayan yol" tezini ve hatta sosyalizmi de savunuyordu. TÖS, "devrimci" olduğunu da açıkça dile getiriyordu. Ancak, TÖS'ün illegal örgütlerle veya Sovyetler Birliği ve yandaşı ülkelerle en küçük bir ilişkisinin olmaması, inanılırlığını daha da artırıyordu. TÖS, dünyanın ve Türkiye'nin o günkü koşullarında, ABD emperyalizmine en etkili darbeleri indiren örgütlenmeydi.”
“TÖS halkla bütünleşti
TÖS, Türkiye geleneğinde toplum önderleri olmuş çok onurlu ve itibarlı bir mesleği temsil ediyordu. Okuldaki sınıfta öğrenciyi eğiten öğretmen, toplumda da bu eğitici ve yönlendirici rolü üstlenmeye hazırdı. TÖS, bu potansiyeli günün koşullarına göre geliştirdi ve çok bilinçli bir biçimde kullandı. TÖS, geçmişin mağrur, kendisini halkın üstünde gören, halka tepeden bakan ayrıcalıklı memuru yerine, sorunlarını halkın sorunlarının parçası olarak gören ve halkla bütünleşmiş bir öğretmen kitlesi yaratmaya çalışıyordu. TÖS, TÖDMF döneminden devralınan öğretmen lokallerinin halka açılması için büyük çaba gösterdi. Lokallerin halka açılması, halkı etkilemenin en önemli araçlarından biriydi. Başka hiçbir sendikanın elinde bu imkân yoktu.”
“TÖS köylü eylemlerine destek verdi
TÖS, özellikle köylü derneklerinin kurulmasında öğretmenlere büyük görevler yükledi. TÖS, bu yıllarda gündeme gelen köylü eylemlerini de destekliyordu. TÖS yöneticileri, öğretmenlerin özlük haklarını savunurken bile halkın çıkarlarını ön planda tutan bir çizgi izlediler. TÖS, dışa açık ve toplumda çok etkili bir kesimin temsilcisiydi. TÖS'ün anti-emperyalist, ulusalcı ve emekten yana çizgisi, toplumu etkiliyordu. DİSK'e bağlı sendikaların üyelerinin belirli bir görüşü savunması yalnızca o işçileri ilgilendiriyordu. Ancak TÖS üyesi bir öğretmen her gün öğrencileriyle, belirli aralıklarla da öğrenci velileriyle birlikteydi. TÖS, bu kanaldan her eve girebiliyordu. TÖS, eğitim programlarının milli bir nitelik kazanması gerektiğini savunuyordu ve TÖS üyeleri mesleklerini bu anlayışla yerine getiriyorlardı. DİSK'in anti-emperyalist olması yalnızca DİSK'i etkiliyordu; TÖS'ün anti-emperyalist olması, öğrenciyi, öğrenci velisini, öğretmen lokaline giden esnafı, TÖS'lünün önderlik ettiği köylü derneğindeki köylüyü etkiliyordu. TÖS, din tartışmalarından kaçınıyor, dini inançlara saygı gösteriyordu TÖS, emperyalistlerin müttefiklerinin ve ajanlarının şiddetine maruz kalıyor; ancak kendisi savunma için bile şiddete başvurmuyordu. TÖS, 1965 yılından itibaren atağa kalkan Kürt milliyetçiliğiyle ittifaka girmiyor, ırkçılığı reddeden çağdaş Türk milliyetçiliğini savunuyordu. TÖS'ün yasadışı örgütlerle ilişkisi yoktu. TÖS, demokratik bir yapıda, yönetim ve politikalarını kendisi belirliyor, dışarıdan yönetilmiyordu. Bu özellikle, TÖS'ü halk kitlelerinin gözünde daha inanılır ve güvenilir kılıyordu. TÖS'ün herhangi bir siyasal partinin çizgisinde olmaması, hem farklı eğilimlerden eğitim çalışanlarının TÖS içinde bir araya getirilmesini sağlıyordu, hem de halkın desteğinin alınması açısından önemliydi. TÖS'ün üye sayısı yüksekti; eylemleri etkiliydi. TÖS, eylemlerde de topluma önderlik ediyordu. TÖS'ün her eylemi, o yılların sınırlı kitle iletişim araçlarıyla bile, kitlelere yansıyordu. TÖS, bu politikası ve çizgisi nedeniyle, emperyalistlerin, emperyalistlerin müttefiklerinin ve ajanların/hainlerin öncelikli hedefi haline geldi.”
Bütün bu anlatılanlar, devrimci ve demokratik deneyimlerle günümüzün örgütsel bağımsızlığını büyük oranda yitirmiş ve çeşitli neoliberal siyasal grup, parti ve Kürt milliyetçiliğinin bitmez tükenmez etkileri ve pazarlıkları peşinde koşturan, bu güçler ve küçük grupların oluşturduğu ilişkiler dengesinde yönetimini devam ettiren eğitim örgütlerinin arasında dağlar kadar fark vardır. Bundan dolayıdır ki, çok yoğun örgütlenme faaliyetlerine rağmen üye sayısı durmadan düşmekte ve yetkiler yitilmektedir. Antiemperyalizmden uzaklaşan, hemen her satırında emperyalizmden ve kapitalimden sözedilmesine rağmen ABD emperyalizminin Irak işgalinden bir sözcükle bile söz etmeyen Program Kurultayı Sonuç Bildirgeleri yayınlayan, AB emperyalizminden “sermaye birliği” diye söz ederken AB fonlamasının Türkiye’de kitle örgütleri ve aydınlar arasında devşirmeler yaptığından bahsetmeyen, neoliberal politikalar izleyen eğitim örgütlerine eğitim emekçileri artık itibar etmemekte, örgütsüzlüğü tercih etmektedir.
Dipnot: 1) Saldırının ayrıntıları için o tarihte TÖS Kayseri Şubesi Başkanı Abdullah Kaygısız'ın anlatımları için bkz. Kaygısız, Abdullah, Ateş Çemberi, Ankara, 2006, s.72-79; ayrıca bkz. Baykurt, Bir Tös Vardı, 2000, s.280-296; Bozkurt, Ali, 12'den 12'ye Anılar - 2, Eğitim-Sen Yay.., Ankara, 2000, s.25-32.
2) TÖS iddianamesi için bkz., Uçurumun Kenarında Türkiye TÖS Dosyası-1, Töre-Devlet Yay., Ankara, s.7-195; Savcının Esas Hakkında Mütalaası için bkz. Uçurumun Kenarında Türkiye TÖS Dosyası -2, Ankara.
TÖS çizgisi ve geleneği-3
(İlkeleri)
- Antiemperyalizm
- Ulusalcı (milliyetçi)
- Emek yanlısı ve savunucusu
Bu ilkelere dayanak alıntılar:
Hasan Erdoğan (TÖS Genel Sekreteri)- 22 Nisan 1967 tarihli (“Milliyetçi Türk öğret-meninden bahseden”) bildirisinden:
“47 yıl önce bugün, emperyalizme ve onun işbirlikçisi Bizanslı İstanbul saltanatına karşı kurulmuş bağımsız Türk hükümeti olan TBMM Hükümeti, Ulusal bağımsızlık Savaşımızın karargâhı olmuştur. Bu karargâh, hem de topa karşı süngüyle, uçağa karşı kağnıyla yenmiştir emperyalizm ahtapotunu. Ama bu ahtapot, daha sinsi yöntemlerle ve daima kuzu postunda görünmeye dikkat ederek, on yıllardan sonra musallat olmuştur yurdumuza.”
“Yarım yüzyıla yaklaşan Cumhuriyet yönetiminden sonra Türkiye’de emperyalizmin tutulacağını sananlar ve emperyalizme uşaklık edenler bilsinler ki, ikinci ulusal kurtuluş savaşımız daha zorlu zaferlerle sonuçlanacak, milliyetçi Türk öğretmeni bu yöndeki görevini zafer gününe kadar kusursuz ve korkusuz yapacaktır.”
—1965–1971 arası dönemde faaliyet yürütmüş TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası).
—TÖS, 1969 yılında İLK-SEN ile birlikte Büyük Öğretmen Boykotu’nu gerçekleştirmiş.
Bu boykota ülke öğretmenlerinin yüzde 65-70’i katılmış. Bu oran her iki örgütün toplam üye sayısını geçmektedir. Bu şu anlama gelmektedir: Bu örgütlere üye olmayanlar da, üyelerle birlikte bu örgütlerin çağrısıyla dört gün boyunca ülke çapında genel boykot yapmışlar, genel greve katılmışlardır.
—Yıldırım Koç, TÖS üzerine bir kitap hazırlığı içindeymiş. Ne iyi olur yurdumuzun bugünkü koşullarında. Bu bağlamda Koç’un kitabın hazırlığı için incelediği, 1981 yılında yapılmış bir Yüksek Lisans tezinden öğrenerek kamuoyuyla paylaştığı Kürt sorunuyla ilgili TÖS’ün tutumu buraya aktarılacak derecede önemli.
“…Bu yıllarda Türkiye’de Kürtçülük yeniden canlandırılıyordu. Molla Mustafa Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi’nin Türkiye kanadı 1965 yılında kuruldu. Bu örgütlenmenin önderleri olan Faik Bucak ve Sait Elçi bir yıl sonra öldürüldü. Doğu mitingleri düzenlendi. TİP içinde Kürtler ayrı bir grup olarak davranmaya başladı. 1969 yılında DDKD kuruldu. 11 Mart 1970 tarihinde ise Irak’ta özerk bir Kürt bölgesinin kurulması için Irak hükümeti ile Kürt aşiretleri arasında bir anlaşma imzalandı. Bütün bu süreçte, TÖS içinde Kürtçülük hiçbir zaman ön plana çıkmadı ve hatta söz konusu olmadı; TÖS’ün belgelerinden hiçbirinde Kürtçülük yapılmadı. Kürtçe’nin veya bir başka etnisitenin anadilde eğitiminin evrensel bir hak olduğu ileri sürülmedi. TÖS, tam tersine, Türkçenin herkese iyi öğretilmesi için büyük bir çaba gösterdi.”
TÖS’ün burada bir başka ilkesini bulmaktayız:
- Milli devlet savunuculuğu
- Cumhuriyet Devrim’iyle başlayan uluslaşma (tek bayrak/tek dil/tek devlet/tek millet olma) sürecinin savunuculuğu; sağlam ve bilimsel bir milletleşme süreci kavrayışı
Burada TÖS geleneğinin takipçisi ve mirasçısı olduğunu belirten bizim Eğitim Sen yönetimine bulaşmış “anadilde eğitim” illetini anmadan edemiyor insan.
Gene TÖS geleneğinden ve ilkelerinden tam bağımsızlık kavramını Kemalist içeriğiyle (yani toplumsal, ekonomik, kültürel, adli, ticari vb. her alanda “istiklali tam” kapsamında) algılayan ve savunan aşağıdaki konuşma parçası ithaf olunur sendika yöneticilerimize ve ulusalcılık akımının yükselmesinden kaygıyla bahseden solcularımıza:
Fakir Baykurt’un (TÖS ve TÖDMF Genel Başkanı’nın) TÖS 2. Olağan Genel Kurul açış konuşmasından:
“Bizim için ne Amerika, ne Rusya. Biz halkımızın büyük gücüne güveniyoruz. Bugün Amerikan politikasının (halkının değil) düşmanı olduğumuz doğrudur. Amerika, sömürmekte olduğu bütün ülkelerden ve Türkiye’den üsleri ve tesisleriyle, paktları ve ittifaklarıyla çekilip kendi sınırlarına dönünceye kadar, bu politikanın ve bu ilişkilerin elbette düşmanı olacağız. Biz, Sovyetler birliği’nin de yurdumuzda üsleri, tesisleri, barış gönüllüleri, bakanlıklarımızda uzmanları, ajanları ve okullarımızda süttozları olursa, onun da karşısına çıkmasını biliriz. Bu apaçık bir durumdur.”
Burada dikkat çekici ve günümüz politikacılarına, AB ve ABD karşısında manda ve teslimiyetçi davranışlarıyla, “onurlu girişçilikleriyle” kitlelerde yılgınlık ve umutsuzluk yaratan kitle örgütü önderlerine önemli ve uyarıcı noktalar bulunmaktadır. Öncelikle an-tiemperyalizm ve tam bağımsızlık tutumu ve kararlılık…
Bugün vatan toprakları parsel parsel yabancılara satılırken gıkları çıkmayan ya da önemsiz sayan aymazlara, Batı ülkelerinde de yabancılara toprak satıldığı örneğini verenlere önemli dersler veren 1968 Çalışma Programı’ndan bir metin:
Emperyalist sömürü, bağımsızlık ve öğretmen örgütünün görevleri konusundaki anlatımlar: “Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Atatürk Türkiye’sinin kaldırdığı kapitülasyonlar, bugün, başta petrolümüz olmak üzere, farklı yollarla, aynı amaçlarla, her alana yeniden el atmaktadır. Yabancıların memleketimizdeki tesis ve fabrikalarının hiç biri bizim değildir, bunların Türk topraklarında kurulmuş olmaları bu sonucu asla değiştirmez.”
“Türk öğretmeninin bilmesi ve yurt sorunlarını değerlendirirken gözden ırak tutmaması gereken önemli bir nokta budur: Yabancıların melekemizdeki tesisleri arttıkça, devlet yönetimi üzerindeki baskıları da ağırlaşmaktadır. Tarihte bu tür ilişkilere girişmiş gelişmemiş ülkelerin ergeç bütünüyle sömürgeleştiği görülmektedir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Kurtuluş Savaşı Türkiye’sine yaraşmayan böyle bir ni-teliği reddetmeyi görev biliriz.”
“Yabancı nüfuzu, diğer alanlarda olduğu gibi, eğitimde de derhal göze çarpmaktadır. Eğitim felsefesinin saptanmasında, metot ve tekniklerin bulunmasında uzmanlara sorulduğu kadar, kendi öğretmenlerimize danışılmamıştır. Eğitimin milli olabilmesi için kaynakların da milli olması gerekir. Kendi okullarımızda milli ülkülerimize uygun olarak yetişmiş öğretmenlerle meşhur barış gönüllülerinin değiştirildiği bile olmuştur. Hâlbuki devlet iç ve dış sömürücüye karşı çıkan öğretmeniyle övünmeli, kültür emperyalizmini, şartlı ‘dış yardımlar’, yabancı uzmanları ve barış gönüllülerini istemeyen öğretmenleri kutlamalı ve Türkiye’de millet çoğunluğunun hayatı 1961 hayatına uygun olmadığına göre, milleti bu Anayasaya göre hazırlayan öğretmenleri takdir etmelidir.”
“TÖS, milli kültürümüzün gelişme imkânlarını yok eden ve onu yozlaştıran kültür emperyalizmi ile bütün gücüyle savaşacaktır. Kültürümüzün, sömürgeci bir üretim sisteminin peyki haline ge-lişini üzüntüyle müşahede etmekteyiz. Kültürümüzün kendi milli ihtiyaçlarımıza cevap veren, milli olma niteliğini ve bağımsızlığını koruyan yaratıcı ve devrimci bir gelişme içine girmesinde örgütümüze düşen görev yerine getirilecektir.”
Kurtuluş Savaşı’na ve cumhuriyet Devrimi’ne “burjuva hareketi” diyerek burun kıvır-mayan, kültür emperyalizminin yozlaştırmasıyla milli değerlere düşman olmayan, milli ve tarihsel köklere sarılan ve savunan birçok tutum ve duruşlarıyla TÖS hareketi bu-güne ve bugünün önderlerine ışık tutmaktadır.
Yararlanılan kaynak: Aydınlık–11.06.06-Sınıf Gözlüğü-Yıldırım Koç
TÖS çizgisi ve geleneği-4
(TÖS ve eski DİSK milliciydi) -- Yıldırım Koç
Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) 1965–1971 döneminde faaliyet gösterdi. TÖS konusuna Aydınlık'ta birkaç kez değinmiştim. Ulusal Kanal'da Mehmet Akkaya ile birlikte sürdürdüğümüz Sınıf Gözüyle programında da TÖS'ü ele aldık. Bu çalışmalar bir süre önce de kitaplaştı (Koç, Y. TÖS, Anti-Emperyalist, Ulusalcı, Emekten Yana Öğretmen Örgütü, Ulusal Eğitim Derneği, Ankara, Aralık 2006).
TÖS çok başarılı bir örgüttü; üyesinden çok daha fazla sayıda öğretmeni 1969 yılında genel greve ("Büyük Öğretmen Boykotu") götürebilmişti. Etkisi bugün bile süren büyük bir itibara sahipti. Bunun nedenlerini sorguladığımda vardığım yanıtlardan biri, TÖS'ün anti-emperyalist ve ulusalcı çizgisidir.
Bir örgütün veya kişinin anti-emperyalist olması yalnız başına yeterli değildir. Anti-emperyalistlik iki biçimde tamamlanabilir. Emperyalizme karşı mücadeleyle bağımsız bir ulus-devlet kurmaya çalışabilirsiniz. Gerçekçi olan budur. Bu ulus devletin biçimi güç dengeleriyle belirlenir. Ama bir ulus devlettir. Hayalciler ise, emperyalizme karşı mücadeleyle günümüzde dünya ölçeğinde ulus-devletlerin ortadan kalktığı bir düzeni savunurken ulus-devletlere karşı çıkarlar. Bu nedenle, anti-emperyalist olduğunu söyleyen kişiye sorulması gereken soru, "emperyalizme karşıyken neyi savunduğu"dur.
TÖS, anti-emperyalistliğini, millicilikle tamamlıyordu. Başarısının nedenlerinden biri de, kanımca, bu özelliğidir.
Türkiye Öğretmenler Sendikası, Atatürk'ün ifade ettiği biçimiyle milliyetçiydi. Atatürk, Türk milletini, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkı" olarak tanımlamaktadır. TÖS de bu milletin çıkarlarını ve egemenliğini savunmaktaydı. Bu tavır aşağıda yer alan alıntıda açıkça görülmektedir:
"Bir kısım öğretmenler, daha çok iktidardaki partinin etkisiyle, adlarının başına 'milliyetçi' sıfatını takarak ayrı örgütlenme yoluna giderken TÖS, öğretmenlerin esasta gerçek milliyetçiler olduğunu bilerek, bu sıfatın öğretmenlik sözü içinde zaten yer aldığının bilincini içtenlikle duyarak, böyle bir sıfat takınmayı gereksiz görmüş, tüzük ve programlarının üstünlüğü, ölçüleri ve ilkeleri dolayısıyla öğretmen çoğunluğunu çatısı altında toplamış, yurt yüzeyinde 535 şube açmıştır."
TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt, anılarında bir yöreyi anlatırken şunları söylemektedir: "Buralara Milliyetçiler girememiş. Okulların yönetimi halis milliyetçi TÖS üyelerinin elinde."
Eski DİSK (özellikle 1967–1975 dönemi) de aynı özellikleri taşımaktadır.
DİSK'i kuran sendikaların 1967 yılında yayımladıkları "Türk-İş Üyeliğinden Ayrılma Hakkında Rapor"da, "Niçin Türk-İş'ten ayrılmak istiyoruz?" sorusuna verilen yanıtlardan bazıları şunlardır:
"7) Türk-İş milli bir kuruluş olmaktan çıkmış, Amerikan yardımlarıyla ayakta duran bir kuruluş olmuştur...
8) Türk-İş kendi bütçesiyle ve kendi aidat geliri ile memurlarının aylıklarını veremez hale düşmüştür...
9) Türk-İş, Yurt gerçeklerine ve Türkiye şartlarına aykırı bir eğitim politikası gütmekte, Amerikan Hükümetinin Türkiye'de uygulatmak istediği sendikacılık politikasına göre hareket etmektedir...
10) Türk-İş, tam bağımsız, kişiliği olan, onurlu bir politika izlenmesini isteyenlere karşı, yalnız Amerikalıların çıkarına göre ayarlanan bir düzeni kurma eğilimindedir..."
"Biz devrimciliği; bugünkü tutucu, gerici, ekonomik, sosyal ve politik ilişkilerin Anayasa uyarınca değiştirilmesi ve Anayasa ilkelerinin hayata uygulanması anlamında alıyoruz."
DİSK'in anti-emperyalist ve millici çizgisi 1970 yılında yapılan genel kuruluna sunulan çalışma raporunda daha net bir biçimde ifade edilmiştir:
"DİSK, haksızlık gören, hakları çiğnenen, yasalar zorlanarak özgürlüğü ve tercih hakkı gasbedilmek istenen bütün işçilerin kurtuluş umududur. DİSK, çaresizlik içinde kıvranan ve ne yapacağını bilmeyen eğitilmemiş insanların, insanlık onuruna yakışır bir hayata kavuşturulmasını sağlayacağına inandığı bir umut kapısıdır. DİSK, gerici güçlerin ve sömürücü sınıf ve tabakaların kolayca at oynattığı Türkiye'de bu bozuk düzenin Anayasa uyarınca değiştirilmesini isteyenlerin devrimci cephesinde ağırlığı olan bir örgüttür. Türkiye'nin az gelişmişlikten kurtarılması, sömürüye son verilmesi, yabancı sermaye egemenliğinin kaldırılması bu cephenin zaferine bağlıdır. Ulusal Kurtuluş Savaşı felsefesine dönülmesi ancak ve ancak DİSK'in temsil ettiği tam bağımsızlık doğrultusunda ve sonu sosyalizmi kurmaya varan çizgide elde edilecek ortak başarılara ve alınacak mesafeye bağlıdır. Bu nedenle toplumumuzun en devrimci sınıfı olan işçi sınıfını temsil eden DİSK, bu amaca varacak yolda istiklal-i tam için yola çıkmış olanlarla ve de bağımsız sosyalist Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek isteyenlerle ortak bir cephe kurulmasında büyük zorunluluk görür. DİSK'in toplumdaki yeri, aynı hedefe varmak isteyenlerin ön safındadır."
TÖS'ün mirasçısı olduğunu ileri sürenler ve bugünkü DİSK, eğer bu anti-emperyalist ve ulusalcı çizgiyi sürdürmezlerse, mirasçılıkları tartışmalı hale gelir.
Aydınlık/ 25 Mart 2007
Tarih :
2004-01-01
Bu Yazı
1379 Defa Okunmuştur. |