24 oCAK 2009
Basın Açıklaması
Değerli basın mensupları ve halkımıza,
Uğur Mumcu demokrasi kahramanımızdır
Aracına konulan bombanın patlaması sonucu, 24 Ocak 1993'te, yaşamını yitiren araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’yu, ülkemizin karanlıklara ve bir “korku imparatorluğu”na doğru yuvarlanıp gittiği koşullarda bir kez daha anıyoruz.
Uğur Mumcu, Bahriye Uçok’lar, Muammer Aksoy’lar, Turan Dursdun’lar gibi, gladyo tarafından katledilmiştir.
Araştırmacı Gazeteci - Yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konan C - 4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu öldürüldü. Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaret eden dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu" sözünü verdi. Ancak hala Türkiye Gladyo ile uğraşmaktadır. Namus ortada kalmıştır.
Uğur Mumcu, Kemalist devrim’e inanmış, yurtsever araştırmacı gazeteciydi. Türkiye üzerinde emelleri olan emperyalist oyunları açığa çıkardığı için zamanında kontrgerilla denen, bugün Gladyo diye anılan gizli cinayet örgütü tarafından katledilmiştir.
Uğur Mumcu, vatansever aydınlar kuşağının en önemli aydınlarından biriydi. Verdiği mücadeleyle emperyalizmin ve işbirlikçilerinin korkulu rüyası olmuştu. Emperyalizmin bütün kirli çamaşırlarını ortalığa seriyor, tahtakurularını yaşadıkları karanlık dünyalarından tutup halkın gözü önüne çıkarıyordu.
Mücadelesi ve anısı mücadelemize ışık tutuyor, yolumuzu aydınlatıyor.
Uğur Mumcu’yu kalbimize gömdük; asla unutmayacağız. Onu mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz.
Halkımız Uğur Mumcu’ları hiç unutmuyor.
Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI, DEĞERLİ DOSTLAR,
UĞUR MUMCU’YU KATLEDİLİŞİNİN 16. YILINDA ANIYORUZ!
Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk ilke ve devrimlerinin tavizsiz savunucusu, antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı, ulusalcı, devrimci araştırmacı-gazeteci Uğur Mumcu’yu, 24 Ocak 1993’te Gladyo tarafından arabasına yerleştirilen bombanın patlatılması sonucunda kaybetmiştik.
Kalleşçe katledilişinin 16. yılında KALPAKSIZ KUVVACI UĞUR MUMCU’yu, ülkemizin karanlıklara yuvarlanıp gittiği, gene Gladyo tarafından bir “korku imparator”luğu yaratıldığı, başına çuval geçirtmeyen yurtseverlerin karalandığı, hapislere atıldığı, adeta teröristlerin yüceltildiği, “sayın”larla selamlandığı koşullarda saygı ve özlemle anıyoruz.
Mumcu, katledildiği güne kadar ABD emperyalizminin ülkemize ve bulunduğumuz coğrafyaya yönelik karanlık planlarını açığa çıkartıp, bu planların uygulanmasında rol oynayan siyaset-mafya-tarikat-ticaret bağlantılarının üzerine büyük bir kararlılık ve cesaretle giderek, bütün bu karanlık oyunları belgelemişti.
Mumcu, ABD emperyalizmin “ılımlı İslam” ve “etnik ayrılıkçı terör” planlarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni nasıl tasfiye etmek istediğini ve buna yönelik olarak CIA tarafından yürütülen faaliyetleri çok önceden gözler önüne sermişti.
Bu günlere sürüklenmemizde önemli dönüm noktaları olan 24 Ocak Kararları’nın, 12 Eylül Darbesi’nin ve bu darbeye gerekçe oluşturan terör, cinayet ve katliamların perde arkasını, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının terör ile olan bağlantılarını belgelemişti.
Bugün açıkça ABD be Batı tarafından himaye edilen etnik ayrılıkçı terör örgütü PKK’nın uluslararası ve yurtiçi bağlantılarını belgelere dayanarak sergilemişti.
Yazıları ve araştırmalarıyla bizleri uyarmaya çalıştı.
O’nun yazdıklarından rahatsız olanlar, alçakça cinayet işleme yoluna gittiler.
Ne var ki, bu alçakça cinayetin failleri bulunup hesap sorulamadı. Bu cinayetin aydınlatılmasını “namus meselesi” olarak gördüklerini açıklayanlar daha sonra yükseldikleri makamlarda sessiz kaldılar. Bu durumu ülkemizin bir ayıbı, bizleri yönetme sorumluluğunu üstlenenlerin de basiretsizliği olarak görüyoruz.
Mumcu’dan önce ve sonra benzeri faili meçhul saldırılar sonucunda çok sayıda aydınımız katledildi. Ancak bu cinayetlerin hiç birisi aydınlatılmadı. Ön plandaki tetikçileri yakalansa da arka plandaki esas planlayıcılar karanlıkta kaldı. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Doç. Dr. Bahriye Üçok, Dr. Necip Hablemitoğlu, Turan Dursun, Çetin Emeç gibi aydınlarımızın savundukları değerler, işlenen bu cinayetlerle aydınlarımızın kişiliğinde bağımsız laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Atatürk devrimlerinin hedef alındığını göstermektedir.
Demokrasi şehitlerimiz Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu, Turan Dursun ve Çetin Emeç’in yanı sıra, 24 Ocak 2001’de Diyarbakır’da uğradığı saldırıda şehit edilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve beş arkadaşını ve diğer şehitlerimizi bu vesileyle ve saygıyla anıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk devrimlerini savunacak, aziz şehitlerimizin mücadelelerini sürdürerek anılarını yaşatacağız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Saygılarımızla
İsmail Erkaya
CHP İl Başkanı
VURULDUK EY HALKIM; UNUTMA BİZİ!
Türk halkı yiğit devrimci Uğur Mumcu'yu unutmadığını, unutmayacağını ve Kemalist Devrimi tamamlama mücadelesinde yaşatacağını bir kez daha gösterdi!
Türk Devrim tarihinin yiğit, gözüpek, dürüst kalemi Uğur Mumcu, katledilişinin 15. yıldönümünde yurdun dört bir yanında düzenlenen törenlerle anıldı. Türk halkı yiğit devrimci Uğur Mumcu'yu unutmadığını, unutmayacağını ve Kemalist Devrimi tamamlama mücadelesinde yaşatacağını gösterdi.
VURULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ!
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...
Tarih :
2004-01-24
Bu Yazı
585 Defa Okunmuştur. |