DEVRİM YASALARI, LAİKLİK İLKESİNİN, CUMHURİYET’İMİZİN
VE ULUSAL BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜN TEMELİDİR.
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,
Bilindiği gibi 85 yıl önce 3 Mart 1924’te, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli devrim yasaları arasında yer alan kimi yasalar kabul edilmiştir. Bu yasalarla Halifelik, Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Erkan-ı Harbiye Vekâleti kaldırılmış, Osmanlı hanedanı mensupları yurt dışına çıkartılmış, öğretim birliği sağlanmıştır. Böylece, bağımsızlık savaşından zaferle çıkmış Türkiye’nin egemen, laik ve çağdaş bir ülke olması için en önemli adımlar atılmıştır.
Halifelik ile Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasıyla ulus egemenliği ile bağdaşmayan ve toplumsal gelişmenin önünde engel olan çağdışı kurumlar kaldırılarak, devlet ve toplumsal düzenin akla ve bilime dayalı ilkelerce düzenlenmesinin yolu açılmıştır. Böylelikle ‘kul’un yerini cumhuriyetin özgür yurttaşının, ümmet toplumunun yerini ise modern ulusun aldığı büyük bir toplumsal devrim gerçekleştirilmiştir. Bu, gerçekten hayranlık uyandıracak bir gelişmedir.
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,
Öğretim birliğini sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ulusal bütünlüğümüzün oluşmasında, ulusal kimliğimizin ve ulusal bilincimizin gelişmesinde önemi son derece büyüktür.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e eğitim alanında kalan mirasın içerisinde az sayıdaki modern devlet okulları ve artık iyice çağdışı kalan medreselerin yanı sıra, kendi dini kurumlarına bağlı olan azınlık okulları ve kapitülasyonlardan yararlanılarak açılmış olan misyoner okulları bulunmaktaydı.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun gerekçesinde “Bir devletin kültür ve genel eğitim siyasetinde, ulusun düşünce ve duygu yönünden birliğini sağlamak için, öğretimin birleştirilmesi, en doğru, en bilimsel ve en çağdaş ve her yerde faydaları ve iyiliği görülmüş bir ilkedir… Bir ulus bireyleri ancak bir eğitim görebilir; iki türlü eğitim bir memlekette iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu ve düşünce birliğine ve dayanışma amaçlarına tamamen aykırıdır.” denilmekteydi.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile çağdışı eğitim kurumları kapatılırken bütün eğitim kurumları da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı, böylece eğitim devletin temel görevlerinden biri haline getirildi. Her zaman gıpta ile bakılan “fikri hür vicdanı hür” cumhuriyet kuşakları böylelikle yetiştirildi.
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,
Ne yazık ki bugüne baktığımızda, Büyük Atatürk’ün hedeflerinden uzaklaşıldığını, bütün ulusal değerlerimiz gibi cumhuriyet değerlerimizin ve kazanımlarımızın da çeşitli saldırıların hedefi olduğunu görüyoruz.
Geçmiş yıllarda oy avcılığı yapanların gayretleriyle öğretim birliği bir hayli zedelendi, laik, bilimsel ve ulusal eğitime alternatif “dinsel” eğitim kurumları yaygınlaştırılıp desteklendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerinin yanı sıra ulusal kimliğimiz de ortadan kaldırılmak üzere sorgulanır duruma düşürüldü.
Cumhuriyet’in en stratejik kurumlarından biri olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın başında bulunan Sayın Bakan, millilikten, ulusallıktan rahatsızdır, “küreselleşme”den yanadır. Bütün icraatlarıyla eğitimin ulusal, bilimsel ve laik niteliğini değiştirmeye çalışmaktadır. Son 6-7 yıl içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı’nda yoğun bir kadrolaşma yaşanmış, cumhuriyet ve laiklik ilkeleriyle problemi olan kadrolar önemli mevkileri işgal etmişlerdir. Bakanlığın bilimsel kıstaslar olmadan önerdiği veya yazdırıp dağıttığı kitapların hali ortadadır. Milli olması gereken müfredatlarımız kimi yabancı uzmanların ve vakıfların önerileri doğrultusunda değiştirilmektedir. Yaşananlar artık bir skandaldan öteye gitmiştir.
Cumhuriyet devrimleriyle şekillenen ulusal varlığımız dinsel cemaatlere, mezheplere, tarikatlara ve etnik topluluklara bölünmek istenmektedir. Buna da demokratikleşme değil, düpedüz karşıdevrim denir!
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,
Devrim yasaları, bağımsız laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ve ulusal bütünlüğümüzün temelidir.
Eğitim-İş, ulusumuzla birlikte karşıdevrimci gelişmelerin karşısında duracak ve her zaman bağımsız Cumhuriyet’in, laik ve çağdaş toplumsal düzenin savunucusu olacaktır.
****************************************
Devrim kanunlarının 85. yıldönümü
Bugün 3 Devrim Kanunu'nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kabulünün 85'inci yıldönümü...
Bundan tam 85 yıl önce Tevhidi Tedrisat kanunu, Şeriye ve Evkaf Kanunu ve Halifeliğin kaldırılması kabul edildi.
Cumhuriyetin geleceğini garanti altına alan bu üç kanunun önemi bugün bir kez daha anlaşılıyor. Çünkü gücünü ortaçağın karanlığından alanlar, her fırsatta bu kanunlara saldırıyorlar.
Bugün genç cumhuriyetin kuruluşunda en önemli günlerden birisi. Cumhuriyetin ilk yıllarında batılı emperyalistlere karşı savaşan milli hükümet, bir yandan da ülke içindeki gericilikle mücadele ediyordu. İşte bu şartlarda devrim kanunları adıyla birçok kanun çıkartıldı. Ancak öncelik dini kurumların düzenlenmesi, eğitim kurumlarının yeniden yapılandırılması ve halifeliğin kaldırılmasına verilmişti. Çünkü bu kanunlar gericiliğe vurulacak büyük darbenin en önemli adımlarıydı. Bu sebeple 3 Mart 1924 günü Tevhidi Tedrisat kanunu, Halifeliğin kaldırılmasına yönelik kanun ve Şeriye ve Evkaf vekâletinin kaldırılmasına yönelik kanun çıkartıldı. Bu kanunların değeri o tarihten tam 85 yıl sonra daha iyi anlaşılmış durumdadır.
Cumhuriyet yönetimi, tevhidi tedrisat kanunu ile eğitimin tüm yurttaşlara aynı şekilde verilmesini sağlayarak, Osmanlı Devleti'nin son döneminde, özellikle Tanzimat’tan sonra doğmuş olan eğitimde iki başlılığa karşı bir düzenleme yaptı. Kanun eğitimde hurafelerden kurtularak, pozitif bilimlere yönelmeyi amaçlıyordu. Yasa önergesinde "Tevhidi Tedrisat kanunu milletin duygu ve düşünce yönünden birliğini esas alır" denilmiştir. Atatürk'ün ''cumhuriyeti savunmak için fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller gerekiyor" sözü kanunun özünü oluşturuyordu. Bu çerçevede tüm bilimsel kurumlar ve öğretim kurumları, Eğitim Bakanlığına bağlanarak, imam ve hatip yetiştirme yetkisi de Eğitim bakanlığına bırakıldı. Böylece yeni nesil tamamen bilimin ışığında, düşünce birliği içinde yetişecekti. Cumhuriyet yönetimi gericilikle mücadeleye eğitimden başlamıştı.
Cumhuriyetin ilanından sonra ülke içerisinde sorun çıkaran ve yönetimde iki başlılık yaratmaya çalışan halifelik makamının da kaldırılması şarttı. Mustafa Kemal 1924 yılı başlarında İsmet Paşa'ya yazdığı mesajda, "halifeliğin dinen ve siyaseten hiç bir anlam ve hikmeti kalmamıştır " diyordu. Mecliste bu konuda çok hararetli tartışmalar yaşandı. Bu tartışmalar üzerine "Afyonkarahisar milletvekili İzzet Ulvi Bey ise " Hilafeti bırakırsak bir gün mutlaka saltanata gidecektir. Tarihte hükümetsiz halife yoktur" demişti. Bu sözler hilafet makamının cumhuriyetin geleceğini nasıl tehlikeye soktuğunu gösteriyordu. Bu gerekçelerle yine 3 Mart 1924 günü Halifeliğin kaldırılmasına yönelik kanunla halifelik makamı kaldırılmış, halife ve ailesi yurtdışına çıkartılmış, halifelik makamına ve halifenin ailesine ait mallar kamulaştırılmıştı.
Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasına yönelik kanun ile de Diyanet İşleri Reisliği kurularak inanç ve ibadetlerle ilgili meseleler ve dinsel kurumların yönetimi bu kuruma bağlanmıştı. Çürüyen Şeriye ve Evkaf Vekâleti tamamen tasfiye edildi. Diyanet İşleri Reisliği ise doğrudan başbakanlığa bağlandı. Osmanlı Devletinde şeriatın son sözü söylemesi, Şeriye Vekâletini bütün vekâletlerin üzerinde bir konuma yerleştiriyordu. Şeriye Vekâleti, bu gücü sayesinde toplumun her kesiminde etkili oluyordu.
Aynı gün çıkarılan bu 3 kanunla din temelli devlet kurumları tasfiye edildi. Din kisvesi altında insanların inançlarını sömüren ve insanları ortaçağ karanlığına götüren kurumlar, genç cumhuriyetin vizyonuyla uyuşamazdı. Mustafa Kemal'in "eski bir hatıra olmaktan başka hiç bir niteliği yoktur" dediği kurumlar yerlerini çağdaş, pozitif bilimler ışığında çalışan, ilerici kurumlara bıraktı.
Bu çıkarılan kanunlar ışığında özellikle cumhuriyetin ilk dönemlerinde toplum hayatında, eğitimde sanayide, bilimde hızlı gelişmeler yaşandı. Bilimsel çalışmalara hız verildi; yeni fabrikalar kuruldu, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde açılan köy enstitüleriyle tüm insanlara eğitim hizmetleri götürüldü, halk üretime katkıda bulunurken bir yandan da el sanatlarını öğrendi.
Ancak karşı devrim sürecinde tahrip edilen devrim kanunları bugün ne yazık ki yok sayılmaktadır. Çağdaş eğitim kurumlarının yerlerini kuran kursları, köy enstitülerinin yerlerini imam hatipler almış durumda. Cumhuriyet döneminde hazırlanan tarih kitapları değiştirilmekte, bilimi yol gösterici olarak kabul eden eğitimcilerin yerine tarikat müridleri geçirilmektedir. Hatta bölgede liderlik sıfatı altında, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanına Halife unvanı bile layık görülmektedir. 28 Şubat sürecinin müdahalesiyle geri çekilen karanlık güçler, yine batılı emperyalistlerin desteğiyle saldırılarına devam etmektedir.
(Ulusal)
Tarih :
2004-03-02
Bu Yazı
558 Defa Okunmuştur. |