Olmak ya da Olmamak
Şimdi neredeyiz?
Hiç şüphe yok ki ülke ve Milet olarak 21 Temmuz’dan daha kötü bir yerde bulunuyoruz. Seçim sonrasında bayram edenlerin listesine bir göz atmak bile nerede olduğumuzu göstermeye yeter. Amerika, Avrupa, Batı destekli irtica ve Batı destekli bölücülük ve bilumum neoliberal takımı. Şimdi zaferlerini kutluyorlar.
Halkımızın tam yarısı gidip bu takıma oyunu verdi. Elbette bu onay, dört yıldır izlenen politikaların sürdürülmesini istemek anlamına geliyor. Geçen dört buçuk yıl içinde neler oldu?
Özet bilânço
- Tayip Erdoğan, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olduğunu ve
Diyarbakır’ı bu proje içinde bir merkez yapacağını ilan etti.
- Ekonomide cari açık, dünyada rekor seviyeye ulaştı. (yüzde 7)
- Dış ticaret açığı Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. (55 Milyar dolar)
- Toplam borç yükü dört buçuk yılda iki katına çıktı. (240 milyar dolardan 450
milyar dolara)
- Türkiye, dövize yüksek faiz uygulamasıyla dünyadaki en karlı sıcak para ülkesi
oldu. Spekülatif amaçlı para girişi yıllık 60 milyar doların üzerinde gerçekleşti.
- Gümrük Birliği uygulaması ile Türkiye her yıl, 10 milyar dolar zarar etmeye
devam etti.
- Stratejik önemdeki bütün kamu kurumları elden çıkarıldı. (Tekel, Telekom,
Tüpraş, Petkim, bankalar, limanlar, Seka vb.)
- Türk bankacılık sisteminin yüzde elliden fazlası yabancıların eline geçti.
- İMKB’de işlem gören hisse senetlerinin yüzde yetmişi yabancıların elinde.
- İşsizlik daha da arttı.
- Türk askerinin başına çuval geçirildi.
- Kıbrıs ve Kuzey Irak’ta Türkiye’nin kırmızı çizgileri yok edildi. İktidar
TBMM’den gizli olarak Amerika ile anlaşmalar yaptı.
- Türkiye Cumhuriyet tarihinin en ciddi tehdidi ile yüzyüze iken AKP iktidarının en
önemli işlerinden biri Türk Ordusu ile kavga etmek oldu.
- Fiziki hiçbir rahatsızlığı olmadığı halde, oğlu çürük raporu alıp askere gitmezken,
Tayip Erdoğan bir şehit cenazesi dolaysıyla “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diye konuştu.
- Servetinin kaynağı konusunda doğru dürüst bir açıklaması olmayan Tayip
Erdoğan, oğluna bir “gemicik” aldı.
- Kemal Unakıtan, oğlunun ticari faaliyetleri için gümrük tarifelerinde özel
düzenleme yaptı.
- Tayip Erdoğan, sorununu anlatmaya çalışan bir köylüyü “ananı al da git” diye
azarladı.
- Fındık üreticisi, bir avuç fındık tüccarı ile yabancı fındık tekellerinin çıkarları için
feda edildi.
- Bu liste uzatılabilir. Normal olarak pratiği bu şekilde olan bir iktidarın halk
desteğini kaybetmesi gerekirdi. Ama tam tersi oldu. AKP oylarını yüzde 46’ya çıkardı.
Neden?
Yüzde 46’nın açıklaması
1. AKP iktidarının karşısına, sistemin çıkardığı alternatif, “CHP-MHP koalisyonu” oldu. AKP’nin aldığı %46 oyun temel açıklaması, alternatif olarak sunulan koalisyonun ifade ettiği belirsizliktir.
Seçmen, CHP-MHP koalisyonunun belirsizliği yerine tek parti iktidarının istikrarını seçti.
2. AKP iktidarı döneminde bir yandan son derece elverişli koşullar, diğer yandan ABD’nin BOP projesinin gereği olarak Türkiye’ye akan sıcak para, ekonomide çarkın dönmesini sağladı. Toplumun bütün kesimleri dönen çarktan “nasibini” aldı. (Doğrudan gelir desteği, yardım paketleri, kömür ve gıda yardımları vb. vb.)
3. Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP başta olmak üzere AKP muhaliflerinin 367 şartı gibi basit hukuk numaralarının arkasına sığınması, AKP’nin “dindar cumhurbaşkanını seçtirmiyorlar” propagandası yapmasını mümkün kıldı.
Başka nedenler de sıralanabilir. Ama bu gerekçeler başlıcalarıdır ve yeterince açıklayıcıdır.
AB ve ABD’nin başarısı
Fakat bu gerekçeler AKP’nin icraatına ilişkin olarak sıraladığımız gerçekleri ortadan kaldırmaz. 22 Temmuz seçimleri öncesinde köylerde, mahallelerde, esnaf içimde ve toplumun diğer kesimleri içinde kimse ortaya çıkıp göğsünü gere gere AKP’yi savunmadı. Hatta bir çok yerde AKP’li vekiller halktan tepki gördüler.
Buna rağmen AKP’nin sandıktan çıkması belirttiğimiz gerekçelerden dolayıdır.
Türk halkı, 22 Temmuzda kendi önüne konan seçeneklerin içine hapsolarak tercihini yaptı.
Sadece bu seçeneklerin konmuş olması, ABD ve AB’nin büyük başarısıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden başlayarak TSK’nın da kendini bu seçeneklerle sınırlaması, sonuçların AKP’nin lehine gerçekleşmesini sağlamıştır.
Deyim yerindeyse TSK 22 Temmuz’da baltayı kendi ayağına vurmuştur.
Ödenecek fatura
Türk Milleti, eşine tarihte az rastlanır gariplikte bir tercih yapmıştır. Bir yandan yüzde 92 oranında Amerika’yı ve Batı emperyalizmini tehdit olarak görürken, öte yandan Batı destekli irticayı ve Batı destekli bölücülüğü büyük bir çoğunlukla Meclis’e taşımıştır.
Şimdi Türkiye’de koşullar, bir etnik çatışma açısından düne göre çok daha elverişli hale gelmiştir.
Ve Türkiye düne göre daha savunmasızdır.
Türkiye 22 Temmuzda attığı hatalı adımın bedelini kaçınılmaz olarak ödeyecektir.
Ama bütün bu olumsuzluklar karşısında gene de güvenebileceğimiz yegâne güç halkımızdır, halkımızın sağduyusudur ve hataları telafi etme yeteneğidir.