
Lav Patlaması Gibi Dipdalgası
Türkiye, iç ve dış cepheden müthiş bir emperyalist kuşatma altına alınmaktadır.
Şimdi, bu durum saptaması birçokları için tevatür gibi gelecektir. Ve biz bir adım daha atarak diyoruz ki:
Yurdumuz, Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar tehlike ve tehditlerle dolu, bu derece kritik koşullar ve durumla karşılaşmamıştı. Belirsizliklerle dolu ve yağmur yüklü kara bulutlar gibi ne getirip ne götüreceği belli olmayan iki önemli seçim en büyük tehdit dinamiklerinden ikisini oluşturmaktadır. Bunlardan geri kalmayan ve bunlarla derinden ilişkili Kasım ayındaki Kerkük referandumu bir diğer tehdit yüklü dinamiktir.
Bu son faktörün sesi çıkmaya başladı bile; Barzani’nin son hezeyanları bize nelere malolacağının somut ifadeleriyle dolu.
Genel Kurmay Başkanımızın açık ve seçik bir şekilde saptadığı gibi, Barzani sadece bir kukla… Kuklayı konuşturan esas patron Atlantik ötesinden ipleri elinde tutmaktadır.
Barzani denen aşiret reisinin kişiliği ve kişisel gücü çok belirleyici bir etken değildir Türkiye için. Barzani Türkiye’nin dişinin kovuğuna bile denk gelemez. Onun oluşturduğu etkenin esas tehdit özelliği arkasındaki ABD emperyalizmi desteğidir. Onu esas tehlikeli kılan unsur da budur.
İçerideki kuşatma ise, ABD emperyalizminin çeşitli kombinezonlarla ve sağolsun (!) Ana Muhalefet lideri Sayın Baykal’ın da müstesna katkılarıyla ve paraşütle iktidara getirilen Haçlı irticanın bir adım daha atak yaparak devletin en önemli sinir merkezlerinden birini daha, Cumhurbaşkanlığı makamını da ele geçirme hamlesiyle yeni bir boyuta ulaşmaktadır.
Türkiye işte bu nesnel koşullarda yeni bir vatan savunması sürecine girmektedir. Bundan dolayı Türkiye de her şey, her ilişki, her ittifak, her düşünce ve durum karışmakta; eskiler sürülüp gitmekte, yeniler gelip yetmektedir; mevcut saflar dağılmakta, yeni saflaşmalar oluşmaktadır. Hiç kimse eskisi gibi kalamamaktadır Türkiye’de.
İç ve dış kuşatmaya karşı vatan savunması safları da, iç hatlardan ve dış hatlardan direniş cepheleriyle kurulmaktadır. Dış hatlardan vatan savunması, merkezinde “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” eylemlerinin, Sayın Rauf Denktaş’ın önderliğindeki Talat paşa Komitesi’nin Lozan, Berlin ve Paris’te gerçekleştirdiği Jön Türk Harekâtlarının bulunduğu, Batı emperyalizminin merkezlerinden bayrak gösterme eylemleri şeklinde cereyan etmiştir.
Talat Paşa komitesi’nin 13–14–15 Nisan günlerinde Paris’teki, “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” eylemlerinin dördüncüsünü, “Fransız halkına! Beyninizi ve vicdanınız hapsetmeyin!” çağrısıyla yayımladığı bildiriyi aşağıya aynen alıyorum.
Talat Paşa Komitesi’nin Fransız halkına çağrısı
“Büyük Fransız Devrimi’ni gerçekleştirenlerin torunlarına;
Fransız halkına sesleniyoruz!
Ermeni soykırımı, emperyalist bir yalandır.
Birinci Dünya Savaşı’nda ve sonrasında, 1914–1922 yılları arasında Türkiye bağımsızlık savaşı vermiştir.
Vatan savunması en yüksek insan hakkıdır
“Ne yazık ki, Türkiye’ye saldıran Çarlık Rusya’sı ordusunda 200 bin, İngiliz Ordusunda 9 bin, Fransız ordusunda 5 bin Ermeni savaşmıştır. Ayrıca Türkiye, cephe gerisinde emperyalistlerin silahlandırdığı Ermeni birlikleri tarafından sırtından vurulmuştur. Türkiye, Batıda Çanakkale cephesinde üzerine sürülen ordulara ne yapmışsa, Doğu cephesinde de aynı vatan savunmasını gerçekleştirmiştir. Bizim imparatorluklar ve devlet geleneğimiz, halkları bir arada yaşatma geleneğidir. Atatürk’le ırkçılığı reddeden, her etnik topluluğu millet esasında birleştiren bir Cumhuriyet kurduk.
Savaşta ve halklar arasında karşılıklı kırımlarda yüz binlerce Ermeni’nin ve milyonlarca Türk ve Müslüman’ın can verdiği acı bir gerçektir. Evet, trajediler yaşanmıştır. Ancak unutmayınız savaşın haklısı vardır, haksızı vardır. Türkiye, emperyalist büyük devletlere karşı vatan savunması yapmıştır.
İşte Ermeni katliamı yalanı, o savaş koşullarında İngiliz gizli servisleri tarafından psikolojik savaş malzemesi olarak üretilmiştir.
ABD’nin bozgununu paylaşmayın
“Bugün de Ermeni soykırımı yalanı, GOKAP/BOP (Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi) kapsamında ABD emperyalizmi tarafından kullanılmaktadır. Bu Proje, 24 ülkenin ve bu arada Türkiye’nin parçalanmasını öngörmektedir. Fransa’nın ABD planlarına alet olmakta hiçbir çıkarı yoktur; aksine büyük zararı vardır.
ABD, parçalamak istediği Ortadoğu’ya gömülecektir!
ABD’nin aleti olmayın ve bozgununu paylaşmayın!
Beyninizi ve vicdanınızı hapsetmeyin!
“Fransa Milli Meclisi’nden 12 Ekim 2006 günü geçen tasarıya göre Ermeni soykırımı yapılmadığını söylemek, suç olacakmış. Gerçeği söyleyenler, Fransa’da cadı kazanlarına atılacakmış, hapislere konacakmış.
Fransa’da bilimsel kanaatlerin ve düşüncenin açıklanmasını yasaklamak, Fransız halkına duvarlar örmektir.
Beyninizin, vicdanınızın zindanlara tıkılmasına izin vermeyin!
Büyük Fransız Devrimi’nin değerlerinin kirletilmesine dur deyin!
Paris halkı!
“14 Nisan 2007 günü Türkiye’den Talat Paşa Komitesi önderliğinde size ve Fransa’da yaşayan Ermenilere dostluk elini uzatmaya geliyoruz. Talat Paşa, bütün çağdaşlarının kabul ettiği gibi, Türkiye’de 1908 Devrimi’ni başaran Jön-Türk önderlerindendir. Hayatını Fransız Devrimi’nin değerlerini gerçekleştirmeye, " Liberté, Egalité, Fraternité " davasına adamıştır.
Fransa’da çalışan Türklerle birlikte, bir konferans düzenliyoruz. Siz dostlarımızı bu konferansa katılmaya davet ediyoruz.” (*)
İç hatlardan vatan ve cumhuriyet savunması, ADD ve İP’nin önderliğinde cereyan eden, yıllardır süren “tam bağımsız” Türkiye eylemleriyle kıvamına gelen, yıllar önce sevgili devrimci şairimiz Attila İlhan’ın o büyük öngörülü saptamasıyla ilk kez Türkiye siyasal yaşamına giren “dipdalgası”nın en sonunda 14 Nisan’da bir lav patlaması gibi, bir kasırga gibi ülke gündemine düşmesiyle ifadesini bulmuştur.
İşte, şimdi Türkiye hiç kimsenin eski mevzileriyle halkı kandırma olanağı bulamayacağı koşullara girmektedir. Bütün örgütler ile tabanları çelişkiye düşmüştür. DİSK, KESK, CHP, DSP vs. eski aldatıcı konumlarıyla tabanlarını avuçları içinde tutamayacakları koşullar gelişmekte, kitleler tepesindeki yöneticileri düşünsel ve siyasal bağlamda fersah fersah geçmiş durumdadır. Bir gün önce, ne tertip komitesinde ne de içinde yer almayacaklarını açıklayan genel merkezler, tabanlarının bu iradeye rağmen 14 Nisan mitingine katılacağını öğrenince, aynen 19 Mayıs’ın arkasından Türk milletinin ayağa kalkması gibi, bütün Türkiye’nin dört bir tarafından yakılan “çoban ateşleri”nin alevlerinin yalımlarının kendilerini yalamaya başlaması sonucu soluğu miting alanında almışlardır.
Burada şu saptamayı açıkça yapmak sanırım gerçekçilik olacaktır:
Artık, Türkiye’de bundan sonra hiç kimse, hiçbir örgüt ya da ittifak yurdumuzun içine girdiği vatan ve cumhuriyet savunması sürecinin yaratacağı fırtınanın dışında kalamayacak, onu görmezden gelemeyecek, mandacılar ve işbirlikçilerin “milliyetçilik yükseliyor; durdurulmazsa faşizm gelir” hezeyanlarının dışında herkes bu antiemperyalizm dip dalgasının yarattığı süreçte yerini belirlemek zorunda kalacaktır.
(*) Aktaran -Olmak ya da Olmamak (Paris2007), Mehmet Bedri Gültekin
http://www.fatihozcan.org/index.php?open=sayfa&sayfano=5&id=13