Makalelerim    (139\'.600,550)
 
Yorum Ekle   Yorum Oku   Arkadaşıma Gönder
“Kayıp trilyon” davasının sanığı başkomutanlığa heveslenmiş! ...
Evrakta sahtecilik, kişisel harcamalarını Devlet bakanıyken yönetimindeki bir kamu kurumuna fatura etmiş, devlete ait trilyonları buharlaştırmış... Bu kadar suçlama varken hakkında bu zat Cumhurbaşkanlığına ve başkomutanlığa soyunabiliyor.

“Kayıp trilyon” davasının sanığı başkomutanlığa heveslenmiş!                        

Genel Başkan yardımcısı olarak herhalde bazı ayrıcalıkları ve avantajları olmalıydı. Çiçeği burnunda devlet adamı olarak böyle düşüncelere dalıp dalıp gidiyordu.

Birgün 1 milyar 652 bin liralık bir kişisel harcaması oldu. 90’ların Türkiye’sinde bu büyük paraydı. Ne yapıp edip bunu devlet dairesinin birinin sırtına okutmalıydı. Devlete bunca hizmeti oluyordu. Bu kadarcık külfete katlanıversindi.

Nitekim kendine bağlı bulunan Türkiye Kalkınma Bankası’na fatura etti bu harcamasını. Banka kaynaklarından ödeme yapıldı. Kendisi iktidarda ve banka da kendisine bağlıyken bir sorun oluşturmadı bu gizli kapaklı işlem.

Ama keser döner, sap döner; Birgün hesap döner denilmiştir eskilerde.

Zamanla banka denetiminden bir avuç sabun köpüğü gibi uçup gitti. Yeni dönem de gelip çatmıştı. Aradan bir hayli de zaman geçmişti. Yapılanlar unutulup gitmişti. Kendi de unutmuştu bu nazik işi…

Ama Birgün banka müfettişleri denetimleri sırasında incelemeler sonucu devlet adamının bu kişisel harcamasını banka harcama kalemleri arasında buluverdiler.

Devlet adamından bu parayı ödemesi istendi. Ama o tınmadı bile. Ne kadar ayıptı ve kadirbilmezlikti; kendisi bu devlete ne hizmetlerde bulunmuştu; o kadarcık külfetine devlet katlanamıyor muydu?

Müfettişler Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtılar. Devlet adamı mahkûm oldu. Bu kadirbilmez mahkemenin 1999/618 sayılı gerekçeli kararında şöyle yazıyordu:

—“Bu bölüm davalının kişisel harcamasıdır. Kişisel ilişkileriyle ilgilidir. Görev gereği değildir. Bu bakımdan bizzat kendisi ödemekle sorumludur. 1 milyar 652 milyon liranın yüzde 50 faizle davalıdan alınmasına…”

Devlet adamı mahkemenin bu kararını hiç utanmadan, sıkılmadan temyiz de etmiş olacak ki, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi mahkemenin bu kararını 2000/7375 Karar sayısıyla onayladı.

Yüksek mahkeme de kadir bilmezdi. Bu memlekette onu kimse anlamıyor, onun hizmetlerini kimse dikkate almıyordu. Bu ülkede hizmet etmeye gelmezdi aslında.

Ama gene de ödemeyecekti mahkeme kararına rağmen. Alabilirlerse zorla alsınlar bakalım… O bu devlete, bu ülkeye bir sürü hizmette bulunmuştu. Bal tutan parmağını yalar diye bir söz vardı. Ne büyük utanmazlıktı yarabbi!

Nitekim ödemedi de devlet adamı parayı.

Birgün baktı ki, hakkında bir icrai işlem var.

Özel harcamalarını fatura ettiği ve ödettiği Kalkınma Bankası’ndan geliyordu icra. Kendisinden 1 milyar 652 milyon lira faiziyle birlikte alınacaktı.

Nitekim icra yoluyla bankası parası tahsil edildi.

Kimdi bu devlet adamı, parti genel başkan yardımcısı, bankanın bağlı bulunduğu devlet bakanı?

Kim olabilir sizce?

Aynı zamanda “kayıp trilyon” davasının sanığı, evrakta sahtecilik, devlete ait olan bir paranın buharlaştırılması ve yüzkızartıcı suçlardan dokunulmazlığı sayesinde şimdilik yırtan; buna karşılık edep erkân eksikliğinden, ar hayâ yoksunluğundan olsa gerek, bu ülkede devletin en tepe noktasına, Çankaya’ya çıkmaya kalkışan, bu ülkeye başkomutan olmaya kalkışan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den başkası değildi bu müstesna devlet adamı!…

Yazık!

Yazıklar olsun!

25 Nisan 2007

 

 

 

 
2007-05-09 >> Bu Yazı 44 defa okunmuştur.

[ Pencereyi Kapat ]