Makalelerim    (157\'.600,550)
 
Yorum Ekle   Yorum Oku   Arkadaşıma Gönder
Yeni bir Damat Ferit mi, Tevfik Paşa mı yoksa milli bir hükümet mi?...
Gerçek bir Haçlı irtica hükümetinde sahte laik ve miiliyetçi bir kamufle Haçlı irtica hükümetine doğru mu?

Yeni bir Damat Ferit mi, Tevfik Paşa mı yoksa

milli bir hükümet mi?

 

Seçimlere gerçekten şunun şurasında 22–23 gün gibi çok az bir zaman kalmıştır. Dünya aynı minval üzere dönmekte; zaman hızla akıp gitmekte, bununla birlikte kamuoyunda yenisi yapılmadan şimdiden birkaç yıl sonra bir erken seçimden bahsedilmektedir.

Seçim döneminde mevcut hükümetten bahsedilirken eskiden “karınca kararınca hizmetini yaptı ve gitti” diyebiliyorduk. Ama AKP Hükümeti’nin 4,5 yıllık döneminde aynı züğürt tesellisini tekrar edemeyeceğiz. Daha doğrucası, son 20–25 yılın iktidarları için bu gerçek geçerli bir gerçeklik oluşturmaktadır.

12 Eylül’den bu yana gelip geçen hükümetler, günümüze yaklaştıkça ivmesi artan bir şekilde, kompradorlaşmışlardır. Her gelen bir gelmiş, pir gelmiş; bir öncekini aratmıştır. Hele yeni bin yıla girdikten sonra hüküm sürenler herkese tüy diktirtmişlerdir. En milliyetçi geçinenleri İkiz İhanet Yasalarının altına imza atmışlar; en laik geçinenleri Haçlı irticanın yollarının taşlarını döşemekten çekinmemişlerdir.

Sömürgeleşme kapısının açılması 12 Eylül darbesiyle birlikte gerçekleşmiş; ekonominin uluslar arası pazarla entegrasyonu (bütünleşmesi) olayı Özal’la birlikte canlı canlı başlamıştır. Ancak 2000 yılından itibaren bu süreç kör gözlere bile batacak derecede somutlaşmıştır. Hele onca milliyetçi ya da ulusalcı duruşlarına rağmen, bir sömürge valisi edasıyla gelip Türkiye’nin can damarının başına, ekonominin yönetimine oturunca Derviş, ardamarları çatlamışçasına “15 günde 15 yasa!” sloganını bayrak edinmeleri, hele hele milli şeref ve haysiyetten bahsede ede adını bile kendilerinin koyduğu İkiz İhanet Yasalarını çıkarmaları sömürgeleşme süreçlerinde nerelere varıldığının göstergesi olmuştur.

Arkasından, sistemin adaletsizlikleri ve çarpıklıklarıyla seçime gitmeyen 10 milyon seçmenle birlikte milletin yüzde 46’ya varan bir kesiminin parlamentoda temsil edilememesi koşullarında, oy kullananların dörtte birinin desteğiyle meclisin yüzde 66’sını ele geçiren AKP iktidarı dönemi başladı. AKP iktidarı tam da bir Haçlı irtica iktidarıydı. 4,5 yıllık dönemde ülkenin altını üstüne getirdiler. Ülkede satılacak hiç bir şey bırakmadılar. Ülkede 85 yılda biriktirilen ne var ne yoksa “aslanlar gibi” sattılar. Bu kadar satışa rağmen yurdumuzun borçlarını da katladılar. Hayal bile edemeyeceğimiz gelişmelere imza attılar. Ülkeyi ve Türkiye Cumhuriyeti’ni öyle bir noktaya getirdiler ki, bugün korunacak bir cumhuriyetten bile bahsedemez hale geldik. Cumhuriyeti yeniden inşa etmekle, yeniden kurmakla görevliyiz artık.

1985 yılında Özal tarafından kurulan İMKB, iki boyutlu bir süreç halinde Türkiye’nin altını oymaktadır. Biri, düşük kur ve yüksek faiz politikalarıyla yabancılar yurdumuzu soyup soğana çevirmektedirler, başka ülkelerde 20–30 yılda ancak kazanabilecekleri paraları bizde 3–5 yılda hortumlamaktadırlar. Diğeri de, emperyalizm bu mekanizmayı kullanarak ekonomimizi çökertme operasyonlarıyla Türkiye’yi dize getirmeye çalışmaktadır. 2000 ve 2001 krizleri buna örnektir.

Gene Özal döneminde yaratılan Mütareke medyası sayesinde emperyalizm yurdumuzda estirilen rüzgârlarla yelkenleri şişirilen işbirlikçi partilerin iktidara taşınması yoluyla yurdumuz iç hatlardan kuşatılmaktadır. Bu bağlamda AKP iktidarı aklın havsalanın almayacağı kadar işbirlikçi bir rol oynamıştır.

Gene Özal’ın çıkardığı SPY sayesinde yarattığı antidemokratik liderler diktatörlükleri sayesinde, emperyalizm sadece liderleri ele geçirerek devlet içinde istediği gibi at oynatabilmektedir.

Öte yandan ABD emperyalizmi yurdumuzu “AB kapısına”, Avrupa Birliği eşiğine bağlayarak, Kıbrıs ve Kuzey Irak üzerinden sıkıştırarak ve çuval geçirerek dış hatlardan da kuşatma altına almaktadır. Yurdumuzun şakağına PKK tabancasını dayayarak hizaya getirmeye çalışmaktadır.

Kısacası;

—Bugün korunacak bir istiklal kalmamıştır.

—Korunacak bir cumhuriyet kalmamıştır.

—Korunacak kaleler kalmamıştır.

—Korunacak tersaneler kalmamıştır.

Bunların hepsini yeniden inşa etmek zorundayız.

Kısacası yeniden bir İstiklal Savaşı vermek zorundayız.

Seçim düzleminde oy kullanırken halkın bunları düşünmesi hayati önemdedir. Parti tercihinde önceliklerin ve ölçütlerin en başta geleni bizce parti ve liderinin ABD güdümüne ve AB eşiğine bağlanmışlığa karşı tutumudur. Bağımsızlığı savunmayan, ekonomide İMF gibi dış emperyalist güçlerin denetimine karşı çıkmayan bir partiye asla dönüp bakmamalıdır. Zira bağımsızlığın yok olmasından, ABD güdümü ve AB kapısına bağlanmışlıktan en çok zarar gören yoksul halk kitleleri olmaktadır. AB eşiğindeki zincirlerden olan tarıma destek akçelerinin kaldırılmasından, özelleştirmelerden, tarım ürünlerine kota koyma girişimlerinden, tarımın en önemli girdilerinden olan mazotu 1 YTL’ye düşürebilecek ve üstüne de 1 milyar YTL paramız kalacakken, bir Amerikan bankası olan Citybank’ın 4 milyar YTL’lik vergi borcunun silinmesinden en çok etkilenen halktır. Son 20 yılın ABD güdümü ve AB kapısı bağlanmışlığının yarattığı “üç sülük ekonomisi”nden, hortumcudan, tefeci-faizciden, borsacıdan en çok etkilenen yoksul halk kitleleri olmaktadır. 

Bu koşullarda, yurdumuzda partilerin program, siyaset ve ilkelerine baktığımız zaman, yukarıdaki koşulları dillendiren iki parti bulunmaktadır: Dr. Doğu Perinçek önderliğindeki İP ile Prof. Dr. Haydar Baş önderliğindeki BTP… Ancak bunların kitleler içindeki güçleri de malumdur. Bu durumda ulusal güçler içinde tasavvur ettiğimiz iki parti kalmaktadır geriye: Bunlar da Baykal’ın önderliğindeki CHP ile Recai Kutan’ın önderliğindeki SP’dir. Bu iki partiye çok kritik bir dönem olan önümüzdeki süreçte, devletimizin ve yurdumuzun bekası bağlamında çok büyük ve belirleyici rolleri olacak çok büyük işler düşmektedir.

Ya devlet ve milletin bekası doğrultusunda, en kritik koşullarda doğru tutum alarak bağımsızlıkçı bir rotaya girer; tarihin şanlı ve altın sayfalarına girersin: ya da anlık çıkarlar uğruna bir an için saman alevi parlayıp tarihin çöplüğüne süpürülürsün.

Tercih ilgili şahıs ve kurumlarındır.

 

 

 

 

 

 

 
2007-07-09 >> Bu Yazı 25 defa okunmuştur.

[ Pencereyi Kapat ]