Makalelerim    (164\'.600,550)
 
Yorum Ekle   Yorum Oku   Arkadaşıma Gönder
KAMU-SEN'İ BİRİNCİLİĞE EĞİTİM-İŞ'İN 10 BİN ÜYESİ Mİ OTURTTU?...
Cumhuriyet gazetesinin 7. sayfası... Emek sayfası... "Memurların ancak yarısı sendikalı..."

Kamu-Sen’i birinciliğe Eğitim-İş’in 10 bin

üyesi mi oturttu?

Cumhuriyet gazetesinin 7. sayfası; Emek sayfası…

            Sağ sütunda bir haber: “Memurların ancak yarısı sendikalı.”

            Çalışma Bakanlığı verilerine göre, Kamuda 1 milyon 617 bin 410 çalışan var. Bunun da ancak 855 bin 463’ü sendikalı olduğu saptanmıştır. Bu konuda verilen rakamlardan yukarıdaki tabloyu oluşturduk. Tabloyu burada yayınlayamıyoruz, ancak bilgi vereceğiz:

            Toplam 1 milyon 617 bin 410 kamu emekçisinden ancak yüzde 52,89’u; yani 855 bin 463’ü çeşitli sendikalarda örgütlüdür. Yani yarısı… Bunların örgütlere dağılımı işte şöyle: (15 Mayıs 2007 tarihli Çalışma bakanlığı’nın Kamuda sendikalaşma rakamları adlı çalışma), 350 bin 727 Kamu-Sen, 249 bin 725 Memur-Sen, 231 bin 987 KESK, 5 bin 718 BASK, 65 Hür Kamu-Sen, 9 Anadolu Kamu-Sen ve Bağımsızlar 17 bin 232…

Merak edip ilgili kuruluşların sitelerine de girdik. Genelde aynı rakamlar oralarda da bulunmaktadır.

            Hemen altında gene kamu emekçileri sendikasıyla ilgili bir başka haber daha: “Toplu görüşmelerde yetkili Kamu-Sen.”

            2006 yılında konfederasyonun üye sayısı 327 bin 329 olduğu, 2007 yılında 23 bin 398 artarak 350 bin 727 üyeye ulaştığı açıklanmaktadır.

            Bu rakamların çarpıcılığı, Türkiye’de sendikacılığın çarpıklığının yanında kitlelerin hangi değerler peşinde koştuğunun da kanıtı olmasından gelmektedir.

            Kamu sendikacılığının temel denklemi nedir?

            Kamu çalışanları, vatan savunması, ulusal değerler ve cumhuriyet, üniter devlet savunuculuğu, antiemperyalizm ve bağımsızlıkçı çizgisinde yürümektedir. ABD güdümü ve AB eşiğine bağlanmışlık peşinde koşan örgütleri gitgide daha fazla terk etmektedir. Kaldı ki, doğrusu da bu değil mi?

            Sonuçta doğru çizgi galebe çalmayacak mı?

            Tabiatta ve toplumda esas olan çelişki yasası değil mi?

            Yaşamın bütün süreçlerinde “iki çizgi mücadelesi” hâkim değil mi? Bütün süreçler artı ile eksinin, ölümle dirimin, aydınlıkla karanlığın, geceyle gündüzün, kısacası zıt kutupların birliği ve mücadelesi olarak gelişmez mi?

            Başlangıçta yanlış çizgi hâkim durumda olsa da, yanlışın orduları da olsa, yanlış çizgi hükümetler kursa da ve karşısındaki doğru çizgi mücadeleye devam ettiği sürece eninde sonunda galebe çalacak; doğru çizgi ordusuzken ordu sahibi olacak, hükümette değilken milli hükümeti kuracaktır. Bu kaçınılmazdır. Eşyanın tabiatı bunu gerektirir.

            Kamu sendikacılığı alanında da bu yasa, bu temel denklem hükmünü sürdürmektedir. Hangi görüntü altında, hangi kılıkta, hangi isimle ortaya çıkarsa çıksın, şekli ne olursa olsun emperyalizm çağında, vatan savunması koşullarında bağımsızlığı ve antiemperyalizmi savunmayan, üniter devlet ve toprak bütünlüğü diye bir sorunu olmayan, tarikatlara, türbana, etnisitelere (etnik azınlıklara) vs.ye AB sevdası nedeniyle özgürlük peşinde koşan, “Hepimiz Ermeni’yiz!” gibi sözümona “empaticilik” yapan, Kürt ve Türk milliyetçiliği kuyrukçuluğu peşinde koşan, anadilde eğitim gibi Cumhuriyet değerlerini tartışmaya açan ve büyük Türk milleti sürecine darbe vuran özgürlük anlayışları peşinde koşanlar kaybediyorlar, küçülüyorlar, yetki yitiriyorlar, ufalanıyorlar. Ondan sonra da günah keçisi olarak kendilerinden ayrılan 10 bin kişilik küçük bir grubu, “yetkiyi sağcılara teslim ettiler” diye suçlamaya kalkışıyorlar.

            Yukarıdaki resmi rakamların dilinden anlayanlar behemehal teslim edeceklerdir ki, toplu pazarlıklarda yetkinin Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’e geçmesinde Eğitim-İş’in zerrece bir etkisi yoktur. Eğitim emekçilerinin gündeminde ayrılıp yeni bir örgüt inşasının olmadığı koşullarda ayrıldığından dolayı Eğitim İş’e, ayrılan 35–40 bin eğitim emekçisinden ancak 10 bin civarında küçük bir kısmı gitmiştir. Yani Eğitim İş ortaya çıkmadan önce de kan kaybı vardı ve sürüyordu yanlış politikalardan dolayı.

            Öte yandan, kamu emekçilerinin aşağı yukarı yarısı örgütlü geriye kalan yarısı da örgütsüzdür. Son birkaç yılda yanlış politikalar nedeniyle gerek KESK’te olsun, gerekse Eğitim-Sen de olsun düzenli ve ivmeli bir üye kaybı yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Buna karşılık rakamlara baktığımız zaman Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen cephesinde olsun düzenli ve ivmeli bir üye artışı yaşanmaktadır. Burada kaybeden örgüt yöneticileri oturup kafalarını iki elleri arasına alarak bunun bilimsel ve gerçekçi nedenleri üzerinde kafa yoracaklarına, “ilahlar kurban arıyor!” kabilinden bir hareketle günah keçisi yaratma peşinde koşmakta ya da kendilerini eleştirenleri çeşitli yaftalarla bastırmaya ve susturmaya çabalamaktadırlar. 

            Türkiye öğretmen hareketinin çeşitli tarihsel koşullarda ve aşamalarda oluşan TÖS; TÖB-DER vs. gibi başarılı olmuş örgütlerinin çizgisinden ilerlediklerini ilan etmelerine karşın, bakıyorsunuz onların gelişim çizgileri bunlardan çok farklı cereyan etmiş. Bir kere onlar bağımsızlığı ve antiemperyalizmi, üniter devleti, büyük Türk milleti projesini savunmuşlar ve durmadan gelişmişler.

            Bu ülkede herkes harekete geçmeden önce bin düşünüp bir yekinmeli; ince eleyip sık dokuyarak karar vermeli… Milletin enerjisini boşa heba etmemek için…

 

 

 

 

 
2007-07-17 >> Bu Yazı 30 defa okunmuştur.

[ Pencereyi Kapat ]