Makalelerim    (317=view)
 
Yorum Ekle   Yorum Oku   Arkadaşıma Gönder
Ulusal güçlerin birliğinden ne anlıyoruz? ...
Türkiye’nin önündeki devrimci adım, 150 yıldır devam edip gelmekte ve Atatürk’le birlikte önemli, esaslı ve köklü bir atılım yapmış bulunan bağımsızlık ve demokratik devrimi sonuna kadar ilerletmektir.

 

Türkiye’nin önündeki devrimci adım, 150 yıldır devam edip gelmekte ve Atatürk’le birlikte önemli, esaslı ve köklü bir atılım yapmış bulunan bağımsızlık ve demokratik devrimi sonuna kadar ilerletmektir. Yani Kemalist devrimi tamamlamaktır. Bu devrimci görevde tutacağımız esas halka, devrimci faaliyetleri, Türkiye’nin her yanında işçilerin, köylülerin, öğrencilerin, küçük burjuvazinin ve milli burjuvazinin, kısacası halkın faaliyetleriyle birleştirmek ve devrimci bir milli birleşik cephe kurmaktır.

 

NEDEN BİRLEŞİK CEPHE?

Şu soruya doyurucu ve bilimsel bir yanıt vermeden kafalar asla aydınlanamaz.

 

Neden “birleşik cephe”?

 

Mücadele edenlerin kafasını sürekli meşgul eden bir sorudur bu.

 

Verilen yanıt ise şöyle kısacık ama kapsamı çok geniş bir cümleciktir:

 

Zira karşıt güçler bizden yani halkın güçlerinden daha fazla kuvvetlidir de ondan.

 

Kendinden güçlü düşmanla savaşabilmenin yolu ve aynı zamanda güç toplamanın kapısı karşıt güçler arasında tasnif yapmak, herkesi düşman sepetine atmamak, yarın hasım olacak ama bugün çelişkilerin şiddetli olmadığı güçleri ayırt ederek onlarla asgari müştereklerde ilkeli birliklere gitmekten geçer. Başarının başka yolu yoktur. Yani mızrağın sivri ucunu öncelikle başdüşmana yöneltmek, birleşilebilecek en geniş güçlerle birleşmek, başdüşmanı mümkün olduğu kadar tecrit etmek, yalnızlaştırmak esas stratejik hedeftir. Burada esas Atatürk’ün “sözkonusu olan vatansa gerisi detaydır” sözü mürşit niteliğindedir. Detaylarla esas sorun hallolduktan sonra ilgilenilecektir. Nitekim Mustafa Kemal de aynı stratejiyi izlemiş, önce evi, yani vatanı kurtarmak için yarın yolları ayrılacak olan ve kurtuluştan sonra da gerçekten ayrılmış olanlarla birlik olmuş; eve sahip olduktan sonra evin içini döşemeye, mefruşata sıra gelince, Milli Mücadele’nin iri kıyım, omuza omuza mücadele ettiği diğer kumandanlarıyla, Kazım Karabekir’lerle, Cebesoy’larla, hatta daha ileri aşamalarda, Devrimimin daha da derinleştiği ve kızıştığı aşamalarda İnönü’lerle bile ters düşmüştür.

 

TEMEL GÖREV: GENİŞ BİR MİLLİ BİRLEŞİK CEPHENİN İNŞASI

Bu koşullarda devrimci partinin taktik görevi ne olmalıdır?

 

Aslında bunu yukarıda somut olarak belirttik.

 

Temel görev, geniş bir milli birleşik cephe inşa etmekten başka bir şey değildir. Milli hükümetin siyasal zemini ve çerçevesi budur.

 

Türkiye’ye milli bağımsızlığını ve özgürlüğünü kazandırmak, toprak bütünlüğü ve milli varlığı üzerindeki tehditleri bertaraf ederek parçalanma tehlikesinden korumak, toplumu Ortaçağlı kalıntılardan temizlemek, yani demokratik devrimi tamamlamak büyük, görkemli bir görevdir. Bu görevimiz, bizleri ABD ve AB emperyalizmine, içerideki işbirlikçilerine ve karşı-devrimci kuvvetlere, Haçlı irtica güçlerine ve etnik bölücü güçlere karşı mücadele etmemizi, savaşmamızı zorunlu kılmaktadır.

 

Böylece güçbirliğinin program ve siyasetleri, ilkeleri ve hedefleri de belirlenmiş; büyük oranda geçmişteki muğlâk platformların dayanılmaz sığlığından, şekilsizliğinden ve kitlelerin enerjisini boşa harcama durumundan kurtulunmuş olmaktadır.

 

BÜYÜK KUVVETLER TOPLAMADAN OLMAZ

Bir kere şunu hemen saptamak gerekmektedir:

 

Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin karşı-devrimci kuvvetleri halkın devrimci kuvvetlerinden daha güçlüdür. Bu nedenle karşı devrimci kuvvetleri hemen, şimdi, derhal ve akşamdan sabaha yıkabilecek durumda değiliz. Böyle bir hedefe ulaşabilmek için uzun vadeli bir mücadele perspektifine sahip olmamız, ayrıca bu güçler küçük güçlerle altedilemeyeceğine göre büyük kuvvetler toplamamız gerekmektedir.

 

Karşı devrimin kuvvetleri de yenilmez değildir. Kısacası bugün güçsüz olan, kuvvetleri küçük olan yarın güçlü olabilir; kuvvetleri hâkim duruma geçebilir, belirli ve uygun koşullarda. Bugün hâkim ve güçlü kuvvetlere sahip olan yarın bunları kaybedebilir. Kısacası “keser döner, sap döner; bir gün hesap döner” diyalektiğinde olduğu gibi, bugünün güçlüsü yarının zayıfı, bugünün zayıfı yarının güçlüsü olabilir. Bunu anlamak ve kavramak için tarihe bakınız, orada sürüsüyle örnek göreceksiniz. Belli koşullarda “bir kıvılcım bütün bir bozkırı tutuşturabilir.” Belirli koşullarda, önceki küçük kuvvetler büyük kuvvetleri altedebilir.

 

KILICIN KESKİN YÜZÜNÜ ÇALACAĞIMIZ GÜÇ: BAŞDÜŞMAN

            Ancak karşı devrimin kuvvetlerinin üstün güçleri karşısında güç toplamanın yanında, karşı devrimle çelişkisi olan bütün halk güçleriyle çeşitli zeminlerde ilişkiler, ittifaklar geliştirmek gerekmektedir. Yani doğru, gerçeklere dayanan ve bilimsel bir ittifaklar politikası geliştirmek gerekmektedir. Bütün gelişmeleri hesaba katmak, birleşilebilecek bütün güçlerle birleşmek, karşıdevrimin kuvvetlerini mümkün olduğu kadar tecrit etmek ve yalnızlaştırmak, yani hedefi mümkün olduğu kadar daraltmak ve kılıcın keskin yüzünü alabildiği kadar dışlanmış bu hedefe çalmak gerekmektedir.

 

“TAŞIN ÜZERİNDEKİ KARINCA İZİ”Nİ BİLE HESABA KATMA

Gerçekten savaşan insan tutumu olarak, “taşın üzerindeki karınca izini” bile hesaba katmak gerekmektedir. İşte bu politikaya, karşı devrimin kuvvetlerine karşı milli birleşik cephe politikası diyoruz. “Ulusal güçler birliği” denen strateji budur.

 

Burada kapalı-kapıcılık uygulaması mı yapacağız, dolayısıyla büyük ve güçlü bir düşmana karşı yek başına, dımdızlak, kendini dışlayarak ve umutsuzca canhıraş bir mücadeleye mi atılacağız; -tabii ki, kaçınılmaz sonda karamsarlığın baskısıyla maceracılığa da sapılabilir;- yoksa birleşik cephe mi uygulayacağız?

 

Denklem böyle kurulmalıdır.

 

Sorulacak temel soru budur.

 

Buna verilecek yanıtlara göre herkes safını belirleyecektir: Bu yanıta göre insanlar ya boncuk oynamaya devam edeceklerini, bir ziyafete ya da baloya gittiklerini ya da savaşmak ve devrimi gerçekleştirmek, Kemalist Devrimi tamamlamak niyetlerini ortaya koymuş olacaklardır.

 

Darkapıcı ya da kapalı kapıcı siyasetler uygulayan ya da böyle bir zihniyeti olanlar, genellikle tekkelerinin kapılarını yeni unsurlara sımsıkı kapatırlar. Yeni gelenlerde binbir çeşit arıza, eksiklik ya da bozgunculuk ararlar ve bulurlar. Hele kitlelerin gelişinin hızlandığı koşullarda darkapıcıların kenarlara sürülmekten ödleri kopar. Tekkelerinde, azıcık aşım kaygısız başım koşullarında yaşamayı sürdürmekten yanadırlar. Kitlelere, yeni unsurlara açılımda tutucudurlar. Bundan dolayı da kitlelerle bağ kuramazlar. Devrime sırt dönmüştürler. 

 

HALK ARASINDA MİLLİ

BİRLEŞİK CEPHE KENDİLİNDEN OLUŞMUŞTUR

Çeşitli kamuoyu araştırmaları, Türkiye halkı arasında daha şimdiden yüzde 90’lar civarında gezinen oranda bir anti-Amerikancılık, yüzde 70’lewr civarında oynayan bir anti-AB’cilik oluşmuş durumdadır. Yani çelişki gibi görünse de –“Biz bize benzeriz!- her ne kadar halkımızın yüzde 46,6’sı en Amerikancı parti olan AKP’yi desteklemiş de olsa, halk arasında kendiliğinden bir antiemperyalist milli birleşik cephe oluşmuş durumdadır. Bu cephe şimdiki aşamada sadece siyasal önderlikten, siyasal bir karargâhtan yoksundur. Bütün sorun da buradaki bu çelişkiyi çözüme kavuşturmaktadır.

 

Geçen yılki Cumhuriyet mitingleri olsun, Mehmetçik yürüyüşleri olsun, şehit mitingleri olsun, her kesimden halkın katıldığı bu milyonları bulan kitlelerin katıldığı halk fırtınası şeklindeki eylemlerin genel ve ortak özelliği “Ne ABD, Ne AB; Tam Bağımsız Türkiye!” ve “Mehmetçik’in Katili Amerika!” sloganlarının genelleşmesiydi. Bu ABD ve AB emperyalizmine karşı halk arasında kendiliğinden oluşmuş olan antiemperyalist cephe değildir de nedir?

 

Hep yazıp çizip duruyoruz; vatan savunması dönemine girmiş Türkiye’de bunun başına geçen gücün geleceğin iktidarını kuracağını söylüyoruz. İşte bütün mesele budur: Halk arasında kendiliğinden oluşmuş bulunan bu anti-Amerikancı ve anti-AB’ci akıma siyasal olarak önderlik edilmesi, bu oluşumun başına geçilmesi… Birleşik cephe içinde devrimcilerin uygulayacakları doğru politikalar, örgütsel bağımsızlığın korunması ve inisiyatif alma taktiği olmalıdır. 

 

BİRLEŞİK CEPHENİN MUHASIM GÜÇLERİ

Milli birleşik cephe siyasetinin her daim iki düşmanı ya da muhalifi bulunmuştur: Biri “sol”, diğeri “sağ” özellikler gösterir.

 

“Sol” çizginin kitabında ittifak diye bir kavram bulunmaz. “Kapalı kapıcı”dır. “Azıcık aşım kaygısız başım” anlayışı ya da “tekke olsun da benim olsun!” eğilimi politikalarının özünü oluşturur. Hele burjuvazi ile asla ittifak olmaz; tövbe estağfurullah! Bu “solcu” eğilimin temel sloganı, “Hep mücadele, Hiç ittifak yok!” şeklinde ifade edilebilir.

 

Sağ çizgiyse bunun tam tersi politikalar savunur. Bu hastalık, önderliği ve inisiyatifi, her şeyi burjuvaziye teslim etme eğilimindedir. Politikayı burjuvazi becerebilir ancak. Sağcı çizginin temel sloganı ise, “Hep ittifak, Mücadele yok!” şeklinde formüle edilebilir, teslimiyetçi, uzlaşmacı sağ politikalar izler.

 

BİRLEŞİK CEPHE SİYASETİNİ KİM UYGULAYACAK?

Öyle de, birleşik cephe siyasetini kim uygulayacak?

 

Örneğin son zamanlarda, çeşitli yerlerde ve mahfillerde açıklandığı üzere, ADD’nin örneğini verdiği şekilde bir birleşik cephe kurulabilir mi?

 

CHP’sinden İP’sine kadar bütün partiler dışlanmış durumda birleşik cephe olur mu? Avrupa’dan ithal ederek 1990’lardan sonra “sivil toplum kuruluşu” adını taktıkları demokratik kitle örgütlerinin önderliğinde sadece bu örgütlerle yapılan örgütlenmelere birleşik cephe denebilir mi? Nereye kadar ilerlenebilir bu ucube örgütlenmeyle?

 

Bu, bir bakıma kitle örgütlerimizdeki eski hastalığın canlanmasından başka bir şey değildir. Yani kitle örgütlerinin kendilerini parti yerine koymaları hastalığı…

 

Birleşik cephe siyasetini partiler uygulayabilir ancak.

 

Zira birleşik cephe siyaseti bir iktidar aracıdır. İktidar için mücadele edecek örgütsel varlık da bütün toplumsal mücadeleler tarihi boyunca partiler ya da öncü örgütler (fedai örgütleri) olmuştur. İnsanlık iktidar mücadelesi verebilecek başka bir örgüt çeşidi bulamadığından bu gerçek hala böyledir.

 

O zaman ADD kendisini parti yerine koymaktadır, üç beş kitle örgütünü biraraya getirerek birleşik cephe kurdum derken aynı hataya düşmektedir. Bu yolla “şehrimizde ulusal güçlerin birliğinin sağlandığı müjdesi verilmesi”ni bu çerçevede algılamak gerekmektedir. Ulusal güçlerin birliğini sağlamak ancak partiyle mümkündür. Bu somut gerçeği, 14 Nisan hareketi bile çok canlı bir şekilde kanıtlamıştır. Bütün bir Cumhuriyet mitingleri bu türden hareketlerdi ve başarılı bir sonuç vermediği görülmüştür. Başlangıçta hükümeti sarstığı, yarattığı fırtınada iktidarı çalkantılı denizde bir ceviz kabuğu gibi sallayan dalgalar gibi alabora tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı halde siyasal bir genelkurmaya, yani önderliğe sahip olmadığından hedef ıskalanmıştır. Böylesi tüm hareketler spontane (kendiliğinden) hareketlerdir ve semeresi başarısızlıktır.

 

Bu durumda ne yapmak gerekir?

 

Aynı Atatürk gibi yapmak gerekmektedir.

 

Milli hareketi yaratmak ve milli hükümet kurmak için örgütlenmek gerekmektedir.

 

Örgütlenmek ise, partileşmektir.

 

MALİ ÇALIŞMAYI İHMAL ETMEYELİM

BAŞARININ ANAHTARINI ELDEN BIRAKMAYALIM

Her şeyin başı para, yani maliye… Parayı bulan başarıyı yakalar. Para bulunmadan hiçbir örgütsel başarı ve siyasal mücadeleyi sürdürme olanağı aramayın! Bütün toplumsal ve siyasal mücadeleler tarihi bunun örnekleriyle doludur. Mustafa Kemal millete Tekâlifi Milliye destanını yaratma olanağını hazırlamasaydı, Sovyetlerden ve başka yerlerden gelen yardımlarla Kurtuluş Savaşı kazanılamazdı. Kemalist önderlik Tekâlifi Milliye ile parayı bulmuştur.

 

Mali çalışmaya önem vererek devrimci örgütün maliyesini inşa etmeden devrimci mücadele için gerekli olan para ve malzeme bulunamaz. Bunun sonucu olarak da mahalli kadrolar bitkin, usanmış, morali çökmüş ve karamsar düşerler. Mücadeleden uzaklaşırlar ve kaytarmak için fırsat ararlar; tıpkı yeteneğine uygun ya da isteğine, sevdiği alana verilmeyen kadrolar gibi… Bu gerçeği kavramayan her seviyedeki parti önderliği başarısızlığa mahkûmdur.

 

Mali çalışma yapılmayan, mali sorundaki çelişki çözüme kavuşturulmamış alanlarda, çok kısa zamanda binaların kiraları ödenemez hale gelecektir. Kırtasiye giderleri karşılanamadığı için bildiriler gibi yayın faaliyetleri askıya alınacaktır. Çelenk, çiçek paraları ödenemeyeceği için temsil görevleri yerine getirilemez duruma varacaktır.

 

Birleşik cephe politikaları uygulamak zorunda olan devrimci parti ya da öncü örgüt de maliye ile ilgili sorunları çözmek zorundadır.

 

 

 
2004-07-29 >> Bu Yazı 373 defa okunmuştur.

[ Pencereyi Kapat ]